| Gönderen: 27-Nisan-2010 Saat 21:54 |
|
|
|
Dün gece yazdım,neden bilmem yollamadım,vazgeçtim.Belki de bugündü yazma zamanı...
Öğretmenliğimin 4. yılıydı(1994).Anadolum'un bağrında,yaşadığım ilçenin tümüne hakim bir tepedeydi okulum.Aydın öğretmen arkadaşlarım,memleketimi sorarlardı önce."Hatay" deyince ilk anlam kazandırma ,sınıflama sorusu gelirdi peşinden:"Arapça bilir misin hocaanım?"sorunun içindeki gizli anlamı gayet iyi anlayacak bir yerde yetiştiğim için:"Hayır ,alevi değilim ,ama doğmadımsa da içlerinde büyüdüm,beni yetiştiren,yüreğime insan sevgisinin ilk tohumlarını eken can dostlarımdır..." derdim...
O sıralar,İngilizce öğretmeni kadromuz boş olduğundan ,okulun bahçesine bitişik olan meteoroloji müdürü,ücretli öğretmen olarak okulumuzun açığını kapatıyordu...Her ne kadar tanışmış,ailece görüşmüş olsak da o sıralar pek de samimi değildik açıkçası...
Bir öğle arası sohbetinde nereden estiyse öğretmen arkadaşlarım kendi bildiklerince alevilik konusunu tartışmaya başlamışlardı.Oldukça hararetli bir şekilde karalama kampanyasına girişmişlerdi...Ben söz alarak ,tanıdığım ve cancana, yanyana yaşadığım insanlarımı savunurken,arkadaşlarıma kulaktan dolma,atadan aktarılma yalan yanlış bilgilerle insanları etiketlemek yerine,insanı insan olduğu için sevmenin öneminden sözederken,gözüm masanın diğer ucunda adeta donup kalmış,o anda orada olmaktan rahatsız olmuşcasına huzursuz bir şekilde kıpırdanan İngilizce öğretmenime takıldı...Gözlerindeki anlam içime işledi..."Ben ,savunamıyorum kendimi!" diyordu bakışlarıyla...
O gün arkadaşlarıma ne kadar açılım sunabildim bilemiyorum.Ama zamanla,İngilizce öğretmenimizle aile görüşmelerimiz sıklaştı.O kadar muhteşem yüreklerdi ki ,yüreğinden öpülesi...
Bir tatil dönüşü,sanıyorum seminer dönemiydi,akşam onlarda otururken birden bire dostumuz:"Birer kadeh alır mıyız birlikte ?" diye sordu.İlk kadehler bitti,derken ısrar üzerine ikinci kadehler de...Dostumuz,huzursuzca kıpırdandı ve :"Arkadaşlar,size bir şey itiraf etmek istiyorum.." dedi.Eşimle gözgöze geldik ve ikimiz aynı anda konuştuk:"Biliyoruz abi.Biz sizi insan olduğunuz için seviyoruz..Yüreğiniz için seviyoruz..." Biraz şaşkın,biraz da mahcuptu..."Ne zamandan beri biliyorsunuz?" diye sordu...Okulda arkadaşlarla yaptığımız o tartışmayı hatırlattım ve o gün gözlerindeki ifadeden anladığımı,onlarla olan dostluğumuzun bizim için bir onur olduğunu söyledik.Gözlerindeki hüzün daha da büyüdü dostumuzun..."Ne olur ,aramızda kalsın bu.Bunun burada duyulmasından korkuyorum.Zira ....................şehrinde bir dostumuzun çocuğunu sırf alevi olduğu için öldürdüler..." Gözlerimizden süzülen damlalar,kendinin kendiliğini gizlemek zorunda kalan insanlarımız içindi,birbirine karıştı gözyaşlarımız,birlikte attı yüreklerimiz...
Yıllar sonra ,memleketime dönüp de,beni bağırlarında sevgiyle büyüten alevi(Nusayri) dostlarıma vefa borcumu ödemek için,büyüdüğüm kasabaya atandıktan sonra bir telefon konuşmasında dostumuza bizim yörelere tayin istemesini,insanımızın kendini gizlemek zorunda kalmadan,başı dik gezebildiğini söylerken,sesindeydi hüzün:"Ne gezer öğretmenim.Biliyorsun ki bizim daireye yerime biri atanmadan ayrılamıyorum.Her istediğimiz yere de atanamıyoruz..."
Ben hala dostlarımla,dostlarıma hizmetle doldurmaktayım son hizmet yıllarımı.Ama sanıyorum ki o dostum,o güzel yürekli insan hala aynı yerde ve belki de hala bir şeyleri gizlemek durumunda...
Kıblemiz insan olsun canlar...Sevgiyle...
|