| Yazanlarda |
|
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 06-Ağustos-2008 Saat 21:04 |
|
|
|

Mistik Olay
| Filmin Konusu |
|
. Görünen bir uyarı olmadan birdenbire ortaya çıktı. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın birçok şehrinde sebebi açıklanamayan garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terörist saldırı mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virüs mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor?
Einstein'in bir teorisinden yola çıkarılarak hazıralanan film kısaca arıların yok olmasından itibarn insanların ancak 4 yıl yaşayabileceğini öne sürüyor ve bu süre zarfında bitki populasyomlarının insanlar üzerine olası etkilerini gözler önüne seriyor...
Filmin yönetmeni M. Night Shyamalan ayrıca 6.his ve işaretler filminin yönetmeni...
Bu bilgiler www.intersinema.com adresinden alınmıştır... |
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 07-Ağustos-2008 Saat 14:09 |
|
|
|

GABRİEL
BİR RUH ÖTEKİ DÜNYAYA GEÇTİĞİNDE
BİRBİRİNE ZIT İKİ ALEMDEN BİRİNE GİDER;
AHENK VE İYİLİĞİN İLAHİ KAYNAĞI
ŞER VE KÖTÜLÜĞÜN YOK EDİCİ KAYNAĞI
HENÜZ HÜKÜMLERİ VERİLMEMİŞ RUHLAR İÇİN
BİR ORTA DÜNYA VARDIR
BUNA GENELDE ARAF DENİR
ASIRLARCA, IŞIĞIN KORUYUCUSU 7 BAŞMELEK
VE KARANLIĞIN ASKERİ 7 DÜŞMÜŞ MELEK, BU SAHİPSİZ RUHLAR ÜZERİNDE
HAK SAHİBİ OLABİLMEK İÇİN SESSİZCE SAVAŞTILAR
HER İKİ TARAF DA HER DEVİRDE TEK BİR SAVAŞÇI GÖNDEREBİLİYOR.
GELDİKLERİNDE İNSAN BİÇİMİNE GİRMELERİ GEREKİYOR.
ŞU ANDA KARANLIK HÜKÜM SÜRÜYOR
ŞEHRİ ŞU ANA DEK HİÇ OLMADIĞI KADAR GÜÇLÜ ŞEKİLDE SARMIŞ DURUMDA
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 13-Ağustos-2008 Saat 00:47 |
|
|
|

| Filmin Konusu |
20inci yüzyılın ilk manşetlere geçen yıldızıydı, kötü şöhreti ve hakkında bilinmeyenlerle tarihe adını yazdı.
1888 yılı sonbaharında 10 haftalık bir süre içinde birbirinden tiksindirici ve törensel beş cinayet işlemiş ve bu süre içinde şehirde terör, söylenti ve korku yaratmayı başarmıştı. Asla yakalanamadı.
Aynı adlı popüler romandan adapte edilen ve Karındeşen Jack hakkında psikolojik gerilim teması üzerine kurgulu tarihsel bir inceleme olan “Cehennemden Gelen -From Hell” İngiltere tarihinin en bilinmez ve korku verici hikayesinin gerçeklerini anlatmayı amaçlıyor.
Başrollerini Johnny Depp, Heather Graham, Ian Holm, Jason Flemyng ve Robbie Coltrane’ın paylaştıkları filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını Allen ve Albert Hughes üstleniyor. Hughes Kardeşleri “Dead Presidents”, “Menace II Society”, “American Pimp” gibi filmlerden tanıyoruz..
Filmin çekim yerleri arasında Prag’daki bir çok tarihi bölge ve Londra’da Whitechapel’da cinayetlerin işlenmiş olduğu yerler.
Film’in setleri, Oscar Ödüllü yapım amiri Martin Childs (Shakespeare in Love) ve 70 kişiden oluşan ekibi tarafından gerçekleştirilmiş.
Filmde repliği olan 60’dan fazla oyuncu rol alırken bazı sahnelerde 250’den fazla figüran Viktorya dönemi giysileri ile sokaktaki insanları canlandırıyor. Kostümler Kym Barrett (The Matrix, William Shakespeare’s Romeo + Juliet) tarafından hazırlanmış. Film için 400 den fazla giysi tasarı yapılmış
Karındeşen Jack’in hikayesinin özellikle o dönemdeki Londra’da yoksulluğun, daha doğrusu halk arasındaki eşitsizliğin en belirgin olduğu Whitechapel’da geçmesi önemlidir. Kirli, çirkin gecekondu mahallerinde uyuşturucunun cennet arayışı ile içildiği bu toplulukta fahişeliğin alkolizmin ve sokaklardaki suçun artık meşru olduğu bir ortamdır.
Albert Hughes, “Bu bir getto hikayesi. Fakirliği, vahşeti ve yozlaşmanın işlendiği bir hikaye. Bu temalar bizi sinema filmi yapmaya sürükleyen tüm filmlerimizde bizi büyüleyen temalar. Bizi harekete geçiren bir başka konu ise Karındeşen Jack’in içinde bulunduğu psikoloji ve histeriyi körüklüyor olması” diyor.
Sokaklarda kader kurbanı olarak hayatlarını sürdürmeye çalışan kadınlara musallat olan katil, büyük bir korku salar. Hepsinin hayatı tehlike içindedir.
Hayatlarını belki de tek koruyabilecek bu zavallıların tek ümit ışığı Müfettiş Fred Abberline’dır (Johnny Depp). Abberline,her ne kadar kendisi de hayata kırgın biridir ve yaşadığı ve gördüğü insanlık dışı her şeyden haşhaş içerek kaçmaya çalışmaktadır ama bu zavallı kadınların da tek kurtarıcısı olduğunu bilmektedir.
Müfettişe bu zorlu soruşturmada yardımcı olarak kendisine Çavuş Godley (Robbie Coltrane)verilmiştir. Godley, Abberline’a her konuda yardımcı olmaya çalışan iyi bir dosttur.
Karındeşen Jack soruşturması polislik mesleği için de bir dönüm noktası oldu. 1880’li yıllarda şimdi bildiğimiz parmak izi gibi prosedürler olmadığından cinayet sonucu ölen birinin yanında bulunmanız bile katil olmanız için yeterli sebep olarak gözükmekteydi. Kan testleri ve bir çok prosedür işte bu olaydan sonra çok daha bilimsel yöntemlerle araştırılmaya başlandı.
| Bu bilgiler www.intersinema.com adresinden alınmıştır...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 14-Ağustos-2008 Saat 11:20 |
|
|
|
|

Filmin Konusu |
|
. En iyi film (drama), en iyi erkek oyunucu (Russell Crowe), en iyi yardımcı kadın oyuncu (Jennifer Connelly), en iyi senaryo, en iyi müzik, en iyi kurgu, en iyi makyaj dallarında toplam 8 dalda Oscar’a aday gösterilen “Akıl Oyunları”nın senaryosu, The New York Times muhabiri Sylvia Nasar’ın yazdığı biyografiye dayanıyor. Kitabı senaryolaştıran ise Akiva Goldman (Oscar adayları arasında). Ron Howard’ı sinemaseverler “Apollo 13” filminden hatırlayacaklardır.
John Nash, çok zeki, yakışıklı ve Princeton’un matematik bölümünün en parlak yıldızıdır. Ancak bir süre sonra hayal dünyasına sürüklenir. Kendi isteği dışında zorla tedaviye tabi tutulur. Davranışları giderek tutarsız bir hal alır. Güzel karısı onu çaresizlikten terk eder. Gidecek hiçbir yeri yoktur, sokaklarda amaçsızca dolaşır. Çocukların alay ettiği bu adama karısı Alicia ve matematik topluluğu göz kulak olmaya çalışır. Kim der ki bu adam bir matematik dahisidir?
Ron Howard’ın perdeye yansıttığı öykü, yaşanmış bir olaydan yola çıkıyor. Perdede dünkü ve bugünkü matematik dahisini izliyoruz. “Delilikle dahilik arasındaki ince çizginin her iki yanını da yaşayan John’un aslında en büyük başarısı şizofreniyi yenmesi değil, çünkü zaten yenemiyor” diyor yapımcı Graser, “Zafer, Nobel kazanması da değil. Asıl zafer, aklının, ruhunun ve zekasının, şizofreninin karşısında ayakta kalabilmesi” diyor.
Gençliğinden beri yalnızlığı seven, atılgan, küstah, kimsenin çözemediği matematik denklemlerini çözen, espri anlayışı biraz kıt John Nash’ı perdede Russell Crowe canlandırıyor.
Genç ve hasta Nash ile yaşlı ve hastalığın üstesinden gelmiş Nash’ı, aralarında yine de bir bağ kurarak başarıyla canlandıran aktör, Oscar’ın da en büyük adayı. Şizofren bir kişiyi perdede canlandırmak için akıl hastanelerini gezmesi önerilince Russell Crowe reddetmiş “New York gibi bir kentte yaşıyorum. Çok çeşitli akıl hastalıklarını gözlemlemek için Pazar günleri şöyle bir yürüyüşe çıkmak bile yeterli” diyor.
BOL ÖDÜLLÜ FİLM
“Akıl Oyunları” 8 dalda Oscar’da aday gösterilmesine karşın, şu ana kadar birçok ödülün sahibi oldu. Altın Küre’de en iyi film, en iyi erkek oyuncu (Russell Crowe) ve en iyi yardımcı kadın oyuncu (Jennifer Connelly) ödüllerini alan film, Amerikan Yazarlar Derneği (WGA) ödüllerinde de filminin senaristi Akiva Goldsman da en iyi uyarlama senaryo dalında ödül aldı.
Sinema dünyasının en prestijli ödüllerinden BAFTA’da (İngiliz Film Akademisi) ise Russell Crowe en iyi erkek oyuncu, Jennifer Connelly ise en iyi yardımcı kadın oyuncu dallarında ödül kazandı.
| Bu bilgiler www.intersinema.com adresinden alınmıştır...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
ashtar Yönetici


Kayıt Tarihi: 22-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 600
|
| Gönderen: 14-Ağustos-2008 Saat 18:39 |
|
|
|
mutlaka izlenmesi gereken bir film... akıl oyunları..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
isis Yönetici

Organizatör Editör
Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 945
|
| Gönderen: 14-Ağustos-2008 Saat 22:47 |
|
|
|
evet muhteşem bir filmdi.
__________________ Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
Þ. T
|
| Yukarı Dön |
|
| |
İlkay jüpiter


Kayıt Tarihi: 10-Ağustos-2008 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 103
|
| Gönderen: 15-Ağustos-2008 Saat 11:18 |
|
|
|
Ben asıl kitabı okumak istiyorum.Hollywood 'un hikaye üzerinde çok oynadığını ve bazı bölümleri bilinçli bir şekilde beyaz perdeye yansıtmadığını okumuştum.Özellikle Nash'in özel hayatına ilişkin bazı şeyleri.Film de çok vefakar ve fedakar gösterilen eşinin onu terketmesi gibi falan filan..Neticede bir amerikan filmi ve bir peri masalıyla izleyiciyi ağlatmak istemişlerdir..
Filmde bir sahne vardı..Profesör yanına sonradan gelen bir kişi için yanındakilere ''Bu adamı siz de görebiliyor musunuz?''diye soruyor.Ve gerçek hayatı da bu şekilde adamın.Bu kendini olduğu gibi kabul etme ve barışıklık göz yaşartacak kadar güzel gerçekten...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 15-Ağustos-2008 Saat 17:54 |
|
|
|

Kelebek Etkisi
Filmin konusu
Evan Treborn zaman mevhumunu yitirmiştir. Hayatının erken evrelerinden itibaren, önemli anları bir unutkanlık kara deliğinde yok olmuş, çocukluğu hatırlayamadığı bir dizi dehşet verici olayla gölgelenmiştir. Geriye kalansa hafızasının hayaleti ve çevresindeki kırık hayatlardır: Çocukluk arkadaşları Kayleigh, Lenny ve Tommy'nin hayatları.
Çocukluğu boyunca, Evan kendisini günlük tutmaya ve günlük hayatındaki ayrıntıları yazmaya teşvik eden bir psikoloğun gözetimindedir. Artık üniversitede olan Evan, günlüklerinden birini okurken, kendini birden bire ve açıklanamayan bir nedenle geçmişe dönmüş bulur. Anlar ki yatağının altında sakladığı defterler geçmişe dönüp, hatıralarını anımsayabilmesi için birer araçtırlar. Ama bu anımsayışlar, arkadaşlarının, özellikle de yetişkinliğinde de sevmeye devam ettiği çocukluk aşkı Kayleigh’nin yıkılmış hayatından sorumluluk duymasına neden olur.
Çocukken elinden gelmeyen şeyleri yapmaya karar veren Evan, kasıtlı olarak geçmişe yolculuklar yapar. Bugünkü aklıyla çocukluk bedenine girerek, tarihi yeniden yazmaya, ve arkadaşlarını ve sevdiklerini bu travmatik deneyimlerden kurtarmaya çabalar.
Ama Evan ne zaman geçmişte bir şey değiştirse, yaptıklarının bugünde beklenmedik ve feci sonuçlar doğurduğunu görür. Ne kadar çaba gösterirse göstersin, kendisi ile Kayleigh'nin "sonsuza dek mutlu" yaşadıkları bir gerçeklik dünyası yaratamayacak gibi gözükmektedir.
Bu bilgiler www.sinemalar.com adresinden alınmıştır...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 19-Ağustos-2008 Saat 23:33 |
|
|
|

Tutku Hz.İsa'nın Çilesi
Hz. İsa'nın son 12 saatini anlatan film, Gethsemane'de başlıyor. Hz. İsa, şeytani inançlara karşı mücadele etmektedir. Judas Iscariot'un ihanetine uğrayan Hz. İsa, yakalanır ve Kudüs'te, eski inançlara küfretmesi yüzünden ölüme sürüklenir.
Siyasi bir ikilem yaşayan Filistin'in Romalı yöneticisi Pilate, Kral Herod'un fikrini alır. Herod, kalabalığın İsa ile suçlu Barrabas arasında bir seçim yapmalarını ister. Toplanan kalabalık, Barrabas'ın özgürlüğünü, İsa'nın ise ölümünü seçer.
Romalı askerler Hz. İsa'yı çarmıha gerip, kırbaçlamaya başlar. Hz. İsa, korkusunu bastırıp, annesi Meryem'e bakar. Ama halk galeyana gelmiştir bir kere. Pilate ise topu kalabalığa atıp, bu işten sıyrılmış olur.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
isis Yönetici

Organizatör Editör
Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 945
|
| Gönderen: 23-Ağustos-2008 Saat 00:27 |
|
|
|

FAUST
Bu filmde kukla karakterler ve gerçek oyuncular birlikte oynuyorlar. Jan Svankmajer, kuklalarla dünyamızın çürüyen yönünü, güç ve haz için insani değerlerden vazgeçişin öyküsünü çok etkili bir biçimde anlatıyor.
Oyunun başkahramanı Faust, felsefeyi, tıbbı, doğa bilimlerini, teolojiyi araştırmış, gençlik ve olgunluk çağını yeryüzünün sırlarını çözmek için tüketmiştir. Faust'un bu arayışı Şeytan'ı (Mefistofeles) rahatsız etmektedir. Çünkü pek çok insanı felaketlerle yok etmesine, pek çok insanı dünyasal hazlarla uçuruma düşürmesine karşın, yeryüzündeki Faust adındaki doktor, akıl ve bilgi ile kendisine direnmektedir.
Tanrı'dan Faust'u doğru yoldan çıkarmak için izin isteyen Mefistofeles, onun bunalımlar içinde olduğu bir gece karşısına çıkar ve Faust'a dünya hazlarını vaad eder. Bir iddiaya girerler. Mefistofeles, onun bilgi hastalığından kalbini kurtaracak, yaşatacağı en güzel hazlar karşısında Faust "Dur ey zaman, ne güzelsin!" diyecek olursa iddiayı Mefistofeles kazanmış olacaktır. Mefistofeles, Faust'u gençleştirir ve ona aşk duygusunu tattırır. Faust, bu duyguyu sadece Gretchen adlı genç bir kızdan çok ötede Helene idealine kadar hissedecek, ama her şeye karşın Mefistofeles'e beklediği cevabı vermeyecektir.
Kült konunun işlendiği film, Prag sokaklarında kanlı canlı insanlarla başlıyor, izbe bir evin dehlizlerinde bu insanların kuklalara dönüşmesiyle devam ediyor. Filmin kendi replikleri yok, konuşmalar yalnızca kuklaların canlandırdığı ve değişik şekilde yazılmış Faust metinlerinden alınma sözlerden oluşuyor. Zaman zaman koşuşturma sonucu dışarıya çıkan kuklalar insanlara dönüşürken, insanlar binadan girdiklerinde kukla halini alıyorlar. Kukla tiyatrosunun tüm olanaklarının sergilendiği filmde dekorlar son derece etkileyici.
Kuklalara ek olarak, yönetmen, çamur canlandırma tekniğini ustaca kullanıyor ve örneğin çektiği planlarda kullandığı çamurun üzerinde tek karede binlerce değişiklik yapıyor. Değişiklikleri gözle takip edemiyor ancak görüntünün geneline odaklanabiliyorsunuz. Bu da Svankmayer'in sinemasal anlatımını pekiştiriyor. Aynı tekniği binlerce yaprağı bir çekmeceye soktuğu sahnede (Alice) kullanıyor ki gerçekten başlı başına görülmeye değer bir zenginlik oluşturuyor.
__________________ Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
Þ. T
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 29-Ağustos-2008 Saat 00:14 |
|
|
|

Düşmanlarınıza korkmadan karşı durun. Ölümünüze sebep olsa da doğruyu söyleyin. Güçsüz olanı koruyun ve yanlış yapmayın. Bu sizin yemininizdir...”
Yönetmen Ridley Scott destansı hikaye anlatım tarzı ile ve Gladiator, Blade Runner ve Black Hawk Down filmleri ile kendisine hayran kitlesi yaratan ender yönetmenlerden biri. KINGDOM OF HEAVEN’da dünyaya yeni şeklini veren ve Avrupa ile Doğu arasında 200 yıl süren Haçlı Seferlerini konu ediyor. Hikaye genç bir Fransız köylüsünün kaderinin bir şövalye olduğunda nasıl değiştiğini ve bir kahramanın başka insanların kaderlerini de nasıl değiştirdiğini anlatıyor.
Orlando Bloom filmde Balian adında bir demirci ustasını canlandırıyor. Ailesini ve inancını kaybeden acılı bir baba... Dini savaş uzak ve kutsal topraklarda devam etmekte onu ve kaderini ise büyük bir drama doğru yönlendirmektedir. Kaderi Balian’ın büyük bir şövalye olmasını sağlayacaktır. Ibelin’li Godfrey (Liam Neeson) Doğu’da savaştığı Haçlı Seferlerinden vatanı Fransa’ya dönmüştür. Balian’ın babası olduğu ortaya çıkınca, Godfrey gerçek şövalyeliğin ne olduğu hakkında oğlunu yetiştirecek ve onu kıtalararası destansı bir yolculuğa çıkaracaktır.
Jerusalem’de o günlerde 2inci ve 3üncü Haçlı Seferleri arasında kırılgan ve her an sonlanabilecek bir ateşkes ilan edilmiştir. Kudüs Kralı IV Baldwin (Edward Norton) barışa ve halkına bağlılık yemini etmiştir. Ibelin’in ölmeden önce kılıcını ve yeminini teslim ettiği oğlu tıpkı babası gibi Kudüs’ü her tür kötülükten korumak için yola çıkmıştır.
Ölüme çok yaklaştıkları bir deniz kazasına rağmen güçlükle ulaştıkları Kutsal Şehir’de Balian kılıç maharetleri sayesinde kendine kısa sürede bir ün yapar ve bu arada Kral’ın kızkardeşi güzel Sybilla (Eva Green)nın saygı ve hayranlığını da kazanır. Ancak Balian kendine düşman da kazanmıştır... Özellikle Sybilla’nın kocası, Templar Şövalyelerinin küstah lideri Guy de Lusignan’ın ve kralın danışmanı Tiberias’ın (Jeremy Irons) düşmanlığını. Balian kılıcını alır ve tarihe adım atar.
Ridley Scott’tan modern bir destan... Kingdom of Heaven, idealleri uğruna savaşan bir şövalyenin gözünden dünya tarihinin çok önemli bir dönemini kapsayan Haçlı Seferlerini anlatıyor. Tarihsel olayları bir insanlık dramının fonu olarak kullanan Scott, Oscar Ödülü’nü de Gladiator filmiyle bu tarz kurgusunu kullanarak kazanmıştı. Ödüllü yönetmen bu kez eski çağların mistik şövalye ruhunu bin yıl önce Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında yaşanan bir döneme giydirerek günümüzdeki yankılarına ulaşmaya çalışıyor.
Scott ile birlikte çalışmaya başlayan senarist William Monahan 3üncü Haçlı Seferleri öncesi Kudüs’ü anlatan hikayesinde Kutsal toprakların Avrupa’lı şövalyeler tarafından yönetildiği günleri tekrar gözler önüne seriyor.Hikayenin merkezinde Balian’lı Ibelin adında kahraman bir şövalye var ve Kudüs’teki Hristiyanları Selahaddin adındaki müslüman komutanın saldırılarına karşı korumaya ve barışa yönlendirmeye yemin ediyor.
Dipnot;kesinlikle izlenmesi gereken bir film diye düşünmekteyim izlediğim ve beni etkileyen nadir filmlerden biridir kendileri...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 03-Kasım-2008 Saat 12:51 |
|
|
|
 -
- film bilgi
-
- Sene:2002
- Yonetmen:
Roman Polanski
Senaryo:
Ronald Harwood
Wladyslaw Szpilman
Oyuncular:
Adrien Brody
Emilia Fox
Michal Zebrowski
Ed Stoppard
Maureen Lipman
Frank Finlay
Jessica Kate Meyer
Julia Rayner
Wanja Mues
Richard Ridings
|
- Piyanist
Film Wladyslaw
Szpilman’in piyanoda (Adrien Brody) Chopin’nin Noktur’nunu Varsova’da yerel
bir radyo yayininda caldigi sahne ile basliyor. Cok kisa bir sure sonra
baslayan bombardimanlar yuzunden radyodaki herkes studyoyu bosaltiyor ama
Brody bulundugu odanin tavani basina cokene kadar mekani terk etmiyor. Daha
bu ilk sahneden anliyoruz ki Szpilman gayet naïf bir kisilige sahip bir
sanatkar. Ve hayatinda sanatinin cok buyuk bir onemi var. Naif kisiligini
destekleyen bir onemli sahne de hemen binayi terk ettikten sonra karsisina
cikan hayrani ile yaptigi diyalog. Dorota bir arkadasinin konservatuardan
cellist olarak yeni mezun olmus kardesidir ve Szpilman’nin cok buyuk bir
hayranidir, o gun de kendisiyle tanismak icin studyoya gelmistir. Dorota ile
filmin ilerleyen sahnelerinde Szpilman yeniden cok farkli kosullarda
karsilasicak ve Dorota onun savas boyunca verdigi hayatta kalma cabasinda
onemli bir rol oynayacak.
Filmde inanilmaz sahneler var. Yahudi katliami sahneleri genelde
klasiklesmistir Nazi subaylari ceker vurur Yahudileri. Ama bu filmi farkli
kilan bence filmin bir sanatci gozuyle ele alinmis olmasi ve tabi
Polanski’nin de tum bu olaylari bizzat yasamis olmasi. Unutulmaz sahnelerden
biri yasli bir yahudinin ailesiyle aksam yemegi yerken Nazi subaylarinin evi
basmasi ve adami sandalyesiyle balkondan asagi atmasi. Bir digeri ise
acliktan olmek uzere olan bir adamin bir kadinin elinden yemegi kapma savasi
ve yere dokulen bir avuc yemegi camurlu kaldirimda yuzunu gomerek yemesi.
Tum isgal ve sonrasinda yasanan olaylar hep bir sanatkarin gozuyle
incelenmis. Yani klasik bir Hollywood senaryosu gibi Ikinci Dunya Savasi ve
Polonya’daki olaylar disinda filmde insancil ogeler ve gunluk hayatta
hepimizin basina gelebilir ve geldi de zaten derdirten cekimler ve temalar
var. Filmin en guzel yonlerinden biri de tum yahudiler iyi tum Almanlar kotu
imajini vermemesi. Yani insan her yerde insandir, dini milleti ne olursa
olsun. Almanlarin da iyileri var kotuleri var Yahudilerin de. Mesela
Szpilman’in hayatta kalma savasina yardim edenlerden biri de bir Alman
subayidir. Bence filmdeki sanat/sanatci ve savas ogesinin en yogun olarak
kullanildigi kesitlerden biriydi subay ve Szpilman’in arasinda olusan bag.
Brody filmde olagan ustu bir performans sergilemis. Fiziksel goruntusu
kesinlikle yapay degil ve gozlerindeki ifade sanki olaylari bire bir yasamis
ve hissetmis kadar gercekci. Olaylara karsi verdigi tepkiler, cektigi
acilar, umudu ve umutsuzlugu herseyi gozlerinden okunuyor.
Ikinci Dunya Savasi ve Yahudi soykirimi filmleri ve benim ozel ilgi duydugum
konulardan biridir. Bugune kadar bu konu hakkinda cekilmis sayisiz film
izledim. Beynime kazinmis olanlardan biri Life is Beautiful’dur. Klasik bir
toplama kampi ve katliami yansitmanin cok otesinde bir hikayeyi anlatiyordu.
Ve insanin tukrugu girtladiginda dugumleniyordu izlerken. Eger izlediyseniz
bu filmi Piyaniste gittiginiz zaman da Life is Beautiful ile ortak pek cok
sey bulacaksiniz. Bana soracak olursaniz bu iki film de cok buyuk (ve bence
gereksiz ) sansasyon yaratan Schindler’s List’ten kat kat daha iyi.
|
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 03-Kasım-2008 Saat 12:55 |
|
|
|
In
1984, Betty Mahmoody's husband took his wife and daughter to meet his
family in Iran. He swore they would be safe. They would be happy. They
would be free to leave. He lied.
Son derece etkileyici bir dram olan Kızım Olmadan Asla'da,
Amerikalı bir kadının kocasını memnun etmek için İran'a gitmesi ve
orada bir anlamda kocası tarafından tutsak edilmesi çok çarpıcı ve
etkileyici bir dille anlatılıyor.
Yönetmen: Brian Gilbert
Oynayanlar: Sally Field .... Betty Mahmoody Alfred Molina .... Moody Sheila Rosenthal .... Mahtob Roshan Seth .... Houssein Sarah Badel .... Nicole Mony Rey .... Ameh Bozorg Georges Corraface .... Mohsen Mary Nell Santacroce .... Grandma Ed Grady .... Grandpa Marc Gowan .... Doctor Bruce Evers .... Doctor Jonathan Cherchi .... Mammal Soudabeh Farrokhnia .... Nasserine Michael Morim .... Zia Gili Ben-Ozilio .... Fereshte
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 03-Kasım-2008 Saat 13:13 |
|
|
|
    
    
Arka planında Yahudi Soykırımı olan Hayat Güzeldir, kendine has çocuksu cazibesiyle prensesinin kalbini çalmaya çalışan ve sonunda başaran, büyüleyici bir Yahudi garson olan Guido'nun hayatının ikinci yarısını anlatıyor. 1930'ların İtalya'sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır. Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya'yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Yıllar sonra, karısı ve genç oğluyla birlikte bir toplama kampına hapsedildiklerinde Guido, ailesini kurtarmak için kendilerini çevreleyen dehşeti reddeder; neşeli bir şekilde ve özenle, sahtekarlık ağını örmeye başlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir. Bu oyunun kazanma ödülü ise bir tanktır...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Amphitrite pluton


Kayıt Tarihi: 07-Ekim-2008 Gönderilenler: 4
|
| Gönderen: 04-Kasım-2008 Saat 23:57 |
|
|
|

|
THE FOUNTAİN YÖNETMENİN DEN MUHTEŞEM BİR FİLM
Yönetmen : |
Darren Aronofsky |
|
Senaryo : |
Darren Aronofsky, Hubert Selby Jr. |
|
Oyuncular : |
Marlon Wayans, Ellen Burstyn, Jennifer Connelly, Suzanne Shepherd, Mark Margolis, Christopher McDonald, Jared Leto, Marcia Jean Kurtz, Jack O\'Connell, Charlotte Aronofsky, Joanne Gordon, Janet Sarno |
|
Yapımcı : |
Eric Watson, Palmer West |
|
Görüntü Yönetmeni : |
Matthew Libatique |
|
Müzik : |
Clint Mansell |
|
| Yukarı Dön |
|
| |
pandora76 mars

Kayıt Tarihi: 09-Ekim-2008 Gönderilenler: 27
|
| Gönderen: 12-Kasım-2008 Saat 00:23 |
|
|
|
"Hayat Güzeldir"...Gerçekten güzeldir.
İzlediğim en mükemmel filmdir.Bu bir tavsiye değil,herkes mutlaka seyretmeli...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Estrella Moderatör


Kayıt Tarihi: 07-Eylül-2008 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 67
|
| Gönderen: 15-Kasım-2008 Saat 01:09 |
|
|
|
Perhan Romanya'da büyükannesiyle yaşayan yeniyetme bir çingenedir. Çingenelerin doğayla bütün ve kendilerine has atmosferinde, Perhan da biraz kendi iç dünyasında biraz da kızarkadaşının aşk ateşinin içinde yaşamaktadır. Genç çingene, duygu yoğunluğu yaşadığında nesneleri uzaktan hareket ettirebilmektedir de.
Mafyatik işler peşindeki Ahmed, ondan yararlanmak için Perhan'ı kendisiyle birlikte şehre gelmeye ve yaşadığı yeri terketmeye ikna eder. Perhan bu yeni hayata tek bir şey için katlanır: yeterince para biriktirmek ve sevdiklerine geri dönüp evlenebilmek. Bir yandan da bacağından ameliyat olmak için onlardan ayrılan kızkardeşini bulmayı ummaktadır.
Yönetmen Emir Kusturica'ya uluslararası alanda tanınma getiren ve Cannes'da coşkuyla taçlandırlan bu ilgi çekici yapım, aynı zamanda tamamı çingene dilinde çekilen ilk film özelliğini de taşıyor. Müzik, dram, hayal, bildiğiniz tüm Kusturica bileşenlerini barındıran bir yapım.
|
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 26-Kasım-2008 Saat 18:50 |
|
|
|
ÖZETİ
Washington D.C'de sıradan bir gün yaşanırken,içinde uzaylı Klaatu ve onun birçok güce sahip robotu Gort'u taşıyan bir UFO şehrin tam ortasına iniş yapar.UFO'nun içinde çıkan Klaatu ve Gort,yeryüzüne barış getirmek için görevlendirilmişlerdir.Ancak gezegenler arası bir barış için belki de yeryüzünü yok olması gerekmektedir.Klaatu,yeryüzü için hala umut olduğunu düşünürken,ordu tarafından yok edilir.Bu nedenle robotu Gort,daha sert ve agresif tedbirler almak zorunda kalır.Filmde Reeves Klaatu'yu canlandırırken,Jennifer Connelly ise onun yeryüzünde tanışacağı bilim insanlarından Helen Benson'ı oynuyor.
12 Aralıkta vizyona girecek, fragmanı ve konusu ilginç olduğu için aktardım. Merakla beklemekteyim...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
phbnn güneş

Kıdemli
Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 975
|
| Gönderen: 26-Aralık-2008 Saat 10:16 |
|
|
|
...Zeitgeist...
The
social manipulation of society through the generation of fear and
division has completely detached humans from their sense of power and
reality.
İlk kez 2007 yılı Haziran ayında Google Video’da
yayınlandı. Yayınlanır yayınlanmaz günde 70 bin,ayda yaklaşık 2 Milyon
izleyenle internet üzerinde en çok izlenen ve toplamda en çok indirilen
film oldu. 15 Mart 2008’de dünya genelinde gösterim günü ilan edildi ve
1800 noktada özel gösterimler düzenlendi. Aynı gün Türkiye’de Boğaziçi
Üniversitesi’nde ve Atlas Pasajı Nefes Cafe’de gösterildi. IMDB’de 8.8
puan aldı.
Film din, para, ve korku üçgeni içerisinde kıstırılan
toplumların nasıl yönlendirildiğini ve büyük planın tekno-totaliter bir
Dünya Devleti kurmak olduğunu ileri sürüyor. Zeitgeist’de artık koplo
teorisi sınıfından çıkmış ve herkesce doğru kabul edilen 11 Eylül
Saldırılarının bizzat Amerika tarafından düzenlendiğini, kredi
sistemini, savaş ekonomisini, merkez bankası ve Federal Reserve
tarafından nasıl köle bir toplum yaratıldığını anlatıyor.
türkçe altyazılı izlemek için http://www.akilcagi.com/?p=1450
google video http://video.google.com/videoplay?docid=-594683847743189197
http://www.zeitgeistmovie.com/ http://www.imdb.com/title/tt1166827/
__________________ BNN !
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 04-Mart-2009 Saat 17:40 |
|
|
|
Bugünlerde vizyonda olan bir filmden söz edeyim: Yeşim Ustaoğlu'nun yönetmenliğini yaptığı ve sanırım yabancıların da yapımda katkı verdikleri başarılı bir Türk filmi "PANDORANIN KUTUSU".
Birbirinden kopuk ve yaşamın değişik yerlerine savrulan 3 kardeş, annelerinin karadeniz dağlarında kaybolmasıyla biraraya gelmek zorunda kalırlar. Kopuk ve yaşamın gelgitlerinde üç değişik insanın hayatlarından kesitler, yaşlı ebeveynlerin günümüz insanlarına nasıl katlanılmaz geldiği gibi birçok konu güzel bir sinema diliyle aktarılmış.
Zaman zaman tempo yavaşlar gibi de olsa muhteşem karadeniz dağları ve hayatın içinden bir çoğumuzun kesitler bulacağı bir film. Tavsiye edilir .
|
| Yukarı Dön |
|
| |
pandora76 mars

Kayıt Tarihi: 09-Ekim-2008 Gönderilenler: 27
|
| Gönderen: 04-Mart-2009 Saat 19:42 |
|
|
|
PANDORANIN KUTUSU.
Ben seyredeceğim bu filmi
|
| Yukarı Dön |
|
| |
gumanji Yönetici

Kıdemlı
Kayıt Tarihi: 06-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 472
|
| Gönderen: 13-Mart-2009 Saat 14:59 |
|
|
|
Uzay Macerası Açıklandı....
http://www.kubrick2001.com/
__________________ Bir tebessüm et
İnan !
Enerjin ulaşır bana
|
| Yukarı Dön |
|
| |
phbnn güneş

Kıdemli
Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 975
|
| Gönderen: 19-Nisan-2009 Saat 10:26 |
|
|
|
İnsanın
içini acıtan 6 dakikalık gerçek hayattan bir film! (2006 Berlin Kısa
Metrajlı Film Festivalinde ödül kazanmış) Seyretmeyenler lütfen linki
tıklasın.
http://www.cultureunplugged.com/play/1081/Chicken-a-la-Carte
__________________ BNN !
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 19-Nisan-2009 Saat 14:23 |
|
|
|
Sevgili bnn, izlediğim görüntüler içimi parçaladı. Bir yanda açlıkla şavaşan insanlar, öte yanda yemek yarışmalarında birçok insanın rüyasında bile göremediği yiyecekleri beğenmeme adına yapılan tartışmalar amiyane kavgalar...  fütursuzca çöplere atılan yemek, ekmekler. Çaresizce, toplu olarak ne yapabiliriz acaba diye kara kara düşünüyorum. Bir şeyler yapalım, önerilere açığım...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 30-Temmuz-2009 Saat 21:11 |
|
|
|
"Spiritüel Filmler Top 20 " olarak verilmiş. Bir göz atmanızı öneririm , bazılarını izlemiş bile olsanız
http://www.derki.com/sayfalar/filmler.html
|
| Yukarı Dön |
|
| |
isis Yönetici

Organizatör Editör
Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 945
|
| Gönderen: 31-Temmuz-2009 Saat 23:26 |
|
|
|
Sevgili azade, bende sizin gibi çok etkilendim. Bir yerlerde insanlar bu halde ve bizler birşeyler yapmak konusunda çaresizce sadece üzülerek bakakalıyoruz.
__________________ Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
Þ. T
|
| Yukarı Dön |
|
| |
reikim45 güneş


Kayıt Tarihi: 18-Ocak-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 568
|
| Gönderen: 27-Ağustos-2009 Saat 02:13 |
|
|
|
Yazar: Uzay Gökerman | Ağustos 2009
Issız Adam ve Sonbahar
Uzun zamandır zihnimi meşgul eden iki filmi geçen ay izleme şansı buldum. “Issız Adam” ve “Sonbahar” filmlerinden söz ediyorum. Her ikisi de hem seyirci tarafından hem de sinema dünyasının içinden olumlu eleştiriler almıştı.

Film izlerken hep şu soruyu sorarım kendime; kahramanları gerçek mi, yaşamış mı, etrafımızda var mı? Hemen kısa yoldan söyleyebilirim ki, her iki filmin de kahramanları bizim bildiğimiz insanlar.
Ancak Issız Adam “Alper” sınırlarını biraz zorluyor. Alper’in tek başına yaşadığı ve kimseyi almak istemediği hayatına dâhil ettiği “Ada” karakteri özellikle İstanbul’da benzerlerine artık çok rastlayacağımız türden uyanmış, feleğin çemberinden geçmiş, olup bitenin ve olması gerekenin de fazlasıyla farkında bir kişilik.
Ada, Alper’in davetini kabul edip onun evine gittiğinde o gece orada kalabileceğini, gecenin bir aşk ayini ile sonlanabileceğinin de bilincinde. Hatta belki de benzerlerini batı sinemalarında gördüğümüz kadınlar gibi o gece birlikte olmayı kafasına koymuş bir kişilik. Buna karşın sabah uyandığında geleneksel bir kadınmış gibi tepki verecek kadar bizden biri.

Filmin büyük bir bölümünü tebessüm ederek hatta gülerek izlemekle birlikte finale doğru yönetmen Çağan Irmak’ın yapımlarında özellikle kullandığı gözyaşı sahnelerinde başka bir son olabilir miydi diye düşündüm.
Bizim sanatımızda eksik kalan bir şey var. O da kahramanlarımızın kişilik çözümlemelerini daha tam olarak oturtamıyoruz. Yani Alper’in ıssızlığı nereden kaynaklandığını, onun neden uç noktalara savrulduğunu ayırt etmekte zorlanıyoruz.

Ada’nın Alper’in annesiyle kurduğu ilişki de bana çok tanıdık geldi ve ister istemez büyükannelerimi hatırlattı. Anne figürü de benim çevremde çokça gördüğüm bir kişi. O annenin Alper gibi bir çocuk yetiştirmiş olmasında bir terslik var gibi sanki. Ada’nın annesiyle kurduğu yakın ilişki ve bir anda aileden biri olması Alper’i rahatsız etmiş olabilir. Ancak tek başına kadını hayatından atmasına yeter sebep mi? Çünkü Ada, Alper’in hayatındaki diğer kadınlara benzemiyor ve çok ciddi bir ayrıcalığı var. Alper’in internetten tanıştığı ya da gecelik para karşılığı kurduğu ilişkilerden başka bir kadın arkadaşı yok. Hatta erkek arkadaşı da yok. Bu haliyle sosyetenin önemli bir restaurantının sahibi olması da filmin zorlaması olmuş.

Ancak Alper’in aşçı rolünü kusursuz yaptığını izleyebiliyoruz. Bunun sebebinin çocukluğundan beri bu işin içinde olduğunu öğreniyorum. O zaman bu yeteneğinin filmde sergilenmesi nedeniyle senaryonun şekillendiği sonucuna varmak mümkün. Ben olsaydım Alper’in sadece aşçı olarak kalmasını sağlardım sanırım. Aşçılık da bir sanat ise sanatçının yalnızlığı o zaman çok daha iyi anlaşılabilirdi.
Issız Adam’ın bize hatırlattığı bir başka şey eski plaklarımız ve pikabımız.
Bağlamaya çalışırsak, Issız Adam kent yaşamının insan üzerindeki yansımalarını insana verebilen başarılı bir yapım olmuş.

♀♂
Sonbahar’ın kurgusu da, görselliği de, tekniği de çok farklı. Bu filmi izlerken yıllar önce Tarık Akan’ın oynadığı “Ses” filmini hatırladım ister istemez. İşkence ve hapishanelerin yarattığı etkinin psikolojik yansımalarını anlatan iki filmin kahramanlarının ortak özelliği sessizlikleri, uzun uzun dalıp gitmeleri…

Böyle mi olur?
Yaşamadan bilmek mümkün değil elbette. İnsan o dönemde bütün kişilik özelliklerini, onurunu, varlık nedenini, her şeyini yitiriyor. Zaten amaç da bu değil mi? İşkence dediğimiz şey sadece o kişiden bilgi almak değil; ona ait insani değerleri de yok etmek. Hele siyasi nedenlerden ötürü bu uygulamalarla karşılaşan kişinin büyük bir yıkıma uğramasını anlamak çok zor olmasa gerek. Anlamakta zorluk çekenlere Erdal Öz’ün “Yaralısın” isimli romanını tavsiye edebilirim.
Yusuf’un hapishane macerası 1997’de yaşanmış F Tipi hücrelere karşı yapılan ölüm oruçlarıyla başlıyor ve on yıl devam ediyor.
Yusuf bütün bunların üstüne bir de yaşamının sonlanması kesin olacak bir sağlık sorunu ile yüzleşiyor. Ölüm, onun tutsaklığının bitmesine yardımcı oluyor. Yaşamının son günlerini geçireceği memleketi, Hopa’ya dönüyor.

Filmin bundan sonrası tam bir dia gösterisi gibi. İçinde filmin kahramanı Yusuf’un ve muhteşem bir doğanın olduğu peş peşe film karelerini izliyor gibisiniz. Film sanki Hopa, Çamlıhemşin ve Kemalpaşa’nın belgeseline dönüşüyor. Tempo olağanüstü düşüyor.
Yusuf’un (Alper’inkinden) çok daha gerçekçi “ıssızlığına” konsomatris Gürcü güzeli eşlik ediyor. Gürcü güzeli de en az Yusuf kadar sessizlik içinde yaşıyor ve sadece bedenini kiralayarak geçinmeye çalışıyor. Onun da en büyük çelişkisi yaşadığı bu hayat. Gürcü güzelinin bu çelişkisini en iyi anlatan özet cümleyi Yusuf’la karşılaştıkları kitapçıda tezgâhtar yapıyor. Gürcü güzeli içeri girip Rus yazarlarının eserlerini soruyor. Kitabı satın alıp çıktıktan sonra da tezgâhtar “bunların orospusu da entelektüel oluyor” diyor. Doğu Bloğunun dağılmasıyla ortaya çıkan bu gerçek filme eşlik ediyor sanki. Üniversite eğitimi almış Gürcü güzeli içinde bulunduğu hayatı bir türlü kabullenemiyor. Özellikle de Yusuf’la karşılaşması, adamın ona karşı yaklaşımından etkileniyor. Filmin finalinde onun ülkesine geri dönüşünü izliyoruz.
Sonbahar’da bir sıkıntı da verilmek istenilenin bir türlü verilememesi olarak dile getirilebilir.
Hindistan’da ölüm odaları var. İnsanlar bir sonraki hayata çabucak geçebilmek veya ölüm-doğum döngüsünden kurulmak için bu ölüm odalarına girerek ölümü beklerler. Yusuf da sanki ona benzer bir şekilde köyünde tek başına ölümü beklemektedir.

Yusuf kendisi adına filmde tek bir şey istiyor. O da çocukluk arkadaşı Mikail’le birlikte yaylaya çıkmaları. Mikail’in öyküsü de hayat karşısında yenilgiye uğramış, düşlerini gerçekleştirememiş bir adam olarak anlatılıyor. Yusuf kendisinden çok daha farklı bir hayat süren arkadaşına sığınıyor ve hayatının son günlerinde onun arkadaşlığına sırtını dayıyor.
Yusuf’un annesi de bizim daha çok Uzakdoğu sinemalarında gördüğümüz türden.
Film bittikten sonra bende bıraktığı etki Yusuf’un yaşadığı yerleri görme isteği oldu. Yani filmin hikâyesinden çok doğa etkiledi beni.
__________________ Bizlerde çocuktuk,bir şeyler örgendik,
Bildiklerimizle övündük,eglendik
Şu oldu,bu oldu da ne oldu sonra
Bir bulut gibi geldik,yel gibi geçtik.
Ö.Hayyam.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 04-Ocak-2010 Saat 11:35 |
|
|
|
Bu aralar gişe hasılatı kıran bir filmden söz etmek isterim: AVATAR 
Film 3D yani 3 boyutlu izlendiği için fantastik sahneler ve karakterler çok hoş bir izlenim sağlıyor. Her sahnesinde uyanık kalacağınız hareketlik var.
Filmi izlerken nedense aklıma okuduğum ve çok hoşlandığım iki kitap geliverdi:
MS 2150 ve Bir Çift Yürek Sanki bu iki kitabın temalaları işlenmiş gibi hissettim. Uzay gemisinde sakat bir askerin uyutulup boyut atlaması ve girdiği boyutta çok çook farklı ortamlarda bulunup realitesinin değişmesi.. Uzay gemisindeki teknolojik gelişime rağmen bilinçlerin 3. boyutta takılmas ı para, iktidar, hükmetme ilkelliği. . Diğer boyutta ise hiç bir teknolojik imkan olmamasına rağmen doğayla sağlanan bütünlük
Sonunda iyiler ve kötüler savaşı veriliyor .. ve tabiii iyiler savaşı kazanıyor
Hala izlemediyseniz izlemenizi öneririm. Hoş zaman geçireceksiniz 
|
| Yukarı Dön |
|
| |
gumanji Yönetici

Kıdemlı
Kayıt Tarihi: 06-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 472
|
| Gönderen: 04-Ocak-2010 Saat 15:01 |
|
|
|
Bruce Willis'in başrolünde
oynadığı SURETLER filminde olduğu gibi, bizim paralelimizde diğer
yaşantılarımızın da olduğunun farkına varan çok az sayıda insan var.
Ben, bu mutluluğu tadan nadir insanlardan biriyim. Muhteşem bir dünya
var ve biz ondan/ordan esintileri anlık olarak alıyor, sonrasında
yeniden dünyadaki rutin yaşantılarımıza dönüyoruz. Gizemli ve sihirli o
paralel yaşantılar gerçek, ve oradan kişiler ile bu dünyada da görüşme
şansını yakaladım. Bu, benim için büyük bir mutluluk ve sevinç kaynağı.
2150 bir rüyadır ve bu rüyayı arkadaşlarımla paylaşmak isterim. Bu dünya ise bir sürgün alanı. Miyadımızı usulca doldurmayı bekleyeceğimiz bir tecrid bölgesi. Gene de, dönemsel çıkışlarla öte aleme geçişler yapabiliyorsam, oradan HAZlar aşırmayı da becerebilirim.
__________________ Bir tebessüm et
İnan !
Enerjin ulaşır bana
|
| Yukarı Dön |
|
| |
ashtar Yönetici


Kayıt Tarihi: 22-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 600
|
| Gönderen: 03-Şubat-2010 Saat 12:24 |
|
|
|
milyoner
apocalyptica
yapay zeka
aman tanr ım
the animal
melekler ve şeytanlar
çöküş
kehanet
kasımda aşk başkadır
birbirinden güzel filmler....tavsiye ederim....izleyin
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 08-Şubat-2010 Saat 19:01 |
|
|
|
Teşekkürler ashtar
Aman Tanrım, Melekler ve Şeytanlar, Kasımda Aşk başkadır.. izlediğim filmlerdendi. Diğerlerini de izlemeye çalışacağım .
Ben, bu aralar vizyonda olan eğlenceli bir filmden söz etmek istiyorum 
İLİŞKİ DURUMLARI .. Baş rollerinde: Meryl Streep, Alec Baldwin ve Steve Martin var.
Üç çocuğunu büyütmüş, yuvadan uçmalarını sağlamış, iş ve para sorunlarını halletmiş.. artık hayatla başetmeyi yaşam tarzı haline getirmiş.. orta yaşlı bir kadının .. özgüvenini anlatıyor. Belki.. beylerin pek hoşuna gitmeyecek .. ama .. ben hanımlara hararetle önereceğim. Her zaman genç ve güzel kadınlar paylaşılmaz olmuyor filmde..  
Çok eğleneceksiniz ve umarım.. benim gibi sinema salonunu , ağzınız kulaklarınızda terk edeceksiniz  
|
| Yukarı Dön |
|
| |
CLICKMAN neptün


Kayıt Tarihi: 10-Aralık-2008 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 58
|
| Gönderen: 10-Mart-2010 Saat 22:12 |
|
|
|
Bunlar çok güzel ama bence eniyisi bu:
__________________ CLICK CLICK...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 31-Mart-2010 Saat 18:04 |
|
|
|
Bugünlerde vizyonda olan bir İtalyan filminden söz etmek istiyorum:
"Serseri Mayınlar"
Oyuncular, yapımcı vs İtalyan ama yönetmeni Ferzan Özpetek.
Filmin konusu kısaca şöyle:
Bir İtalyan kasabasında oldukça varlıklı bir makarna fabrikasının sahibi aile..
Ailede anne baba..iki yakışıklı erkek evlat.. iki hala ve bir damat ve.. büyükanne var. Görünüşte mazbut bir aile..
Amaaaa iki erkek evlatta ne yazık ki gay!
Bunun üzerinden olaylar gelişiyor. Aile bir kucak olmaktan çıkıyor ... veee.. tüm fertlerin hayatlarını gelenek.. görenek.. ahlak.. erdemm adı altında adeta cehenneme çeviriyor 
Filmden iki replik aklıma kazındı:
*Aşktan daha karmaşık birşey varsa o da ailedir.
*Kalıcı aşklar .. imkansız olanlardır.
Serseri Mayınlar'ı görmenizi tavsiye ederim 
|
| Yukarı Dön |
|
| |