| Yazanlarda |
|
isis Yönetici

Organizatör Editör
Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 945
|
| Gönderen: 26-Kasım-2008 Saat 00:10 |
|
|
|
|
KUANTUM KURAMI VE GÜNDELİK YAŞAMA UYGULAMALARI |
Doç. Dr. Haluk Berkmen
Kuantum kuramının getirmiş olduğu yeni bakış açısı klasik fizik kavramlarına ters düşen bir yaklaşım içerir. Bu yeni bakış açısı yeni bir paradigma olarak görülmelidir. Yeni paradigmalar ise ancak eski paradigmaların geçersiz veya yetersiz oldukları durumlarda ortaya çıkarlar. Eski (klasik fizik dünya görüşü) paradigmaları hangi noktalarda yetersiz kalmıştır? Bu soruyu yanıtlamak için 18 ve 19. yüzyıllarda ortaya atılan birtakım varsayımlara bakmak gerekir. Bu varsayımlar sanki birer “evrensel gerçek” veya “tartışmasız kabul edilmesi gereken ilke” oldukları inancı içinde tüm dünyada ve özellikle bilim çevrelerinde kabul görmüşlerdir. Esas itibariyle 4 adet temel varsayım vardır. 1. Nesnellik (objectivity), 2. Pozitifçilik (pozitivism), 3. Yerellik (locality) ve 4. İndirgeyicilik (reductionizm).
Nesnellik: Evrenin birbirlerinden kopuk nesnelerden oluşmuş olduğu varsayımı. Böylece nesneleri çevrelerinden yalıtıp inceleyerek özelliklerini belirlemenin mümkün olduğu inancı. Pozitiflik: Evrenin ölçülebilir olduğu varsayımı. Böylece her türlü bilimsel yaklaşımın sayılara dökülerek ifade edilebileceği inancı. Yerellik: Etkileşimlerin sadece yerel nedenlere dayalı oldukları varsayımı. Böylece uzaktan ve anında etkilerin bulunamayacağı inancı. İndirgeyicilik: Nesneleri anlamak için onları bölüp parçalamanın gerekli olduğu varsayımı. Böylece en temel yapı taşlarına ulaşılabileceği inancı.
Günümüzde tüm bilimsel çabalar bu dört varsayıma dayanarak sürdürülüyor. Bu yaklaşım teknik ve teknolojinin gelişmesinde büyük yarar sağlamıştır. Bu yarara bakarak bilim çevrelerinde büyük bir özgüven gelişmiş ve bu varsayımlar tartışılmaz tabulara dönüşmüşlerdir. Oysa ki tüm çabalara rağmen ve elde edilmiş birçok başarıya rağmen bu varsayımların geçersiz olduklarını ileri süren bir fizik kuramı gelişmiş ve deneysel olarak da doğruluğu defalarca kanıtlanmıştır. Bu kuram Kuantum Kuramıdır.
Bu kurama göre yukarda belirtilen 4 varsayımın her biri tartışılır hale gelmiştir. Nesnellik varsayımı Kuantum kuramında geçerli değildir. Her nesne aynı zamanda dalgasal bir yapı olduğundan artık birbirlerinden kopuk ve bağımsız nesnelerden söz edilemez.
Pozitiflik varsayımı da tartışma konusudur. Kuantum kuramına göre gözleyen ve gözlenen birbirinden ayrı ve bağımsız değildir. Bu etkileşim bağımsız ölçüm yapmayı da şüpheli hale dönüştürmüştür. Mikro alemde ölçüm yaparken ölçülen nesne özellik değiştirmekte ve bu bakımdan ele geçen veriler o nesneyi tanımlamakta yetersiz kalmaktadırlar. Aynı sorunla insan-insan ilişkilerinde de karşılaşıyoruz. Yerellik varsayımı Newton fiziğinde de yoktur. Kuvvetler uzaktan ve anında etki edebilmektedirler. Daha sonra Einstein ışık hızının bir üst limit hız olduğunu iddia ederek yerellik varsayımını güçlendirmiştir. Ancak etkilerin ışık hızından daha yüksek hızlarda oluşabileceği ve bütünsel ilişkilerin bulunabileceği Kuantum kuramı tarafından ileri sürülmüş ve deneylerle kanıtlanmıştır. Bu kurama göre “Eğer bir yapı başlangıçta bir bütün oluşturmuş ise, o yapıyı parçalasanız dahi parçalar arasında etkileşim yerel olmayan bir biçimde devam eder.” Bu görüş hem nesnellik varsayımını hem de yerellik varsayımını yıkmaktadır. Böylece son varsayım olan indirgeyicilik varsayımı da yıkılmaktadır. Çünkü bir bütün istendiği kadar parçalara bölünüp indirgensin yine de parçalar arası iletişim, ışık hızından daha hızlı bir şekilde gerçekleşmeye devam etmektedir.
Bu durumda artık eski varsayımlar yetersiz kalmakta olup yeni bir dünya görüşünün gerekli olduğu ortaya çıkmaktadır. Zaten günümüzde var olan dünya sorunları göz önüne alındığında yeni bir paradigmanın gerekli olduğu da kaçınılmaz olarak belirmektedir. Sorunun temelinde yatan bizim ikilemli dünya görüşümüzdür.
Günümüzün modern bilimi varlığın bölünmez bütünsel bir teklik olduğunu kabul etmektedir. Her nesnenin hem parçacık hem dalga oluşu, kendi başına, her üç varsayımı sorgulamanın ilk adımını oluşturmuştur. Doğayı kesin ve determinist bir yaklaşımla anlamak mümkün değildir. Çünkü doğada kesikli değişimler ve belirsizlik içeren bir karmaşa vardır. Ancak, bu karmaşa nesnelerin ve olayların dış görünüşü ile ilgilidir. Dış görünüşte görelilik vardır. Fakat insan, bir tin beden bütünlüğü olduğuna göre sadece doğayı değil, aynı zamanda kendini ve kendi kaynağını da anlama gayreti içindedir. Kendini anlamak ise doğayı anlamaktan daha zor ve daha çetin bir uğraştır. Bu uğraşa bir ad koymak gerekirse kısaca “Farkındalık” demeyi uygun görüyorum. Farkındalık bir bakıma, kaynağa ulaşma çabasıdır.
Modern bilim kuramlarının getirdiği farklı görüşlerin yerleşmesi için klasik yapının bozulması gerekir. Bu durum Fransız felsefeci Jacques Derrida’nın meşhur ettiği “Yapı bozumculuğu” kavramı ile ilgilidir. “Yapı bozumculuğu” yıkım değildir, analiz hiç değildir. Daha çok batı düşünce sisteminin klasik kavramlarını yeniden ve güncel bilimin ışığı altında yorumlamak için başvurulan bir bakıştır.
Bu bakımdan hem Aristo mantığının kabullerini hem de batı felsefesinin temel varsayımlarını yeniden yapılandırmak gerekmektedir. Derrida’nın esas saldırı hedefi ikili (karşıt) kavramlardır.Kuantum kuramının yaklaşımı, Aristo mantığının ikili yaklaşımının yetersiz olduğu göstermiştir. Kuantum kuramının yeni yaklaşımında şu tercihler öncelik kazanıyor:
- Gözlem yerine katılım,
- Anlamsız yerine anlam,
- Bağımsız yerine bütünsel,
- Nesne yerine enerji,
Burada gözlemden vazgeçelim demiyorum. Ancak, her gözlemin belli bir ölçüde katılım içerdiğini bilmek ve bunun farkındalığı içinde olayları ve durumları anlamlandırmak gerektiğini savunuyorum. Farkındalık ancak katılım sayesinde güçlenebilir. Farkındalık arttıkça ikilemli mantığın kısıtlayıcı yapısını bozmak ve dolayısıyla yeni bir anlayışa ulaşmak mümkün olabilir. Böylece gündelik yaşam içinde bakış açımızı nesnellikten ve yerellikten kurtarıp, bütünselliğe ve tümel birliğe doğru yöneltmeyi gerçekleştirebiliriz. Olayları incelerken onları parçalara ayırıp indirgemek yerine onları en geniş açıdan değerlendirerek tümel bir bakış açısı ile bütünsel olarak incelemeyi başarabilmeliyiz. Ayrıca, her olayı veya olguyu sayısal olarak ifade etmeye çalışmak yerine, sezgi içeren bakış açılarını küçümsemeden düşünce yapımızı genişletmeye gayret etmeliyiz.
Alıntı:www.Astroset.com |
__________________ Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
Þ. T
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 26-Kasım-2008 Saat 16:03 |
|
|
|
Sevgili İsis,
Sn Haluk berkmen in bu yazısını nette okumuştum. İlgimi çekti diğer sayfalardada, aşağıdaki linkte olan cd' lerden kendime gerekli olanları indirdim ve uyguluyorum. Çokta olumlu gelişmeler hissediyorum. Aktarımınız için çok teşekkürler. Sevgiler.
Hayatimdegisti Telkinli Kisisel Gelisim CD'leri > Kişisel Gelişim Klubü > Alternatif Kişisel Gelişim > Kuantum Düşünce > Konu: KUANTUM KURAMI VE GÜNDELİK YAŞAMA UYGULAMALARI
|
| Yukarı Dön |
|
| |
oretes güneş


Kayıt Tarihi: 27-Mayıs-2008 Gönderilenler: 171
|
| Gönderen: 27-Kasım-2008 Saat 01:13 |
|
|
|
Son zamanlarda kuantum kuramı hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Bu konudaki aktarımlarınızı ilgiyle bekliyorum.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
zakkum pluton

Kayıt Tarihi: 27-Kasım-2008 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 4
|
| Gönderen: 27-Kasım-2008 Saat 04:16 |
|
|
|
SAYIN ORETES BENDE MERAK ETTİM .NİTEKİM İSİS ABLA YAZMIŞ KIZILDERİLİ ABLA LİNK KOYMUŞ . AYRINTILAR VERİLMİŞ. LİNKİ TIKLAYIN YADA ARŞTIRIN BENCE SAYGILAR 
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Haber pluton


Kayıt Tarihi: 25-Kasım-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 5
|
| Gönderen: 27-Kasım-2008 Saat 09:16 |
|
|
|
Benim yazılarımı okumak isterseniz şu bağlantıyı öneririm:
www.astroset.com sitesinden Metafor/Kuantum bölümüne girin, orda hem Kuantum hem de Farkındalık ile ilgili yazılarımı bulacaksınız.
sevgiler,
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 27-Kasım-2008 Saat 14:20 |
|
|
|
Sayın hocam
Sizin aramızda olmanız, kendi adıma büyük bir onurdur. IŞIĞINIZLA bir nebze aydınlanabilirsem ne mutlu bana, yazılarınızın nacizane takipçisiyim.
Ayrıca, altın madeni niteliğinde bir site, hazine bulmuş gibiyim. Teşekkürler SAYGILARIMLA...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
gardiyan pluton

Kayıt Tarihi: 03-Ekim-2008 Ülke: Azerbaycan Gönderilenler: 9
|
| Gönderen: 07-Aralık-2008 Saat 02:43 |
|
|
|
Çok bilgileniyoruz sağolun tşkr ederiz .
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Haber pluton


Kayıt Tarihi: 25-Kasım-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 5
|
| Gönderen: 08-Aralık-2008 Saat 09:55 |
|
|
|
Yirminci yüzyılın başlarında geliştirilmiş olan Kuantum kuramına göre gözleyen ve gözlenen birbirinden ayrı ve bağımsız değildir. Biz bir doğa olayını gözlerken onun bir matematik modelini yaparak anlamaya ve açıklamaya çalışıyoruz. Yani, akıl ve mantığımızı kullanarak doğanın kendisini değil, kendimizi, kendi zihnimizi ortaya koymuş oluyoruz.
Örneğin, ışık ile yapacağımız bir tür deney bize ışığın dalgasal bir yapıya sahip olduğunu söylerken, bir diğer farklı deney ise ışığın küçük enerji paketleri olan ve parçacık gibi davranan foton’lardan meydana geldiğini söyler. Şu halde ışık hem dalga özelliğine sahiptir hem de parçacık.
Sadece ışık değil tüm ‘madde’ dediğimiz nesneler dalga ve parçacık özelliği gösterebilirler. Zira her nesne aslında bir enerji türüdür. Enerji türleri ise kesin hudutlarla belirtilemeyen ve sürekli değişim içinde olan yapılardır. Kuantum kuramı maddeyi enerji olarak tanımlar ve maddeler arası etkileşimleri enerji alanlarının etkileşimi olarak görür. Demek ki tüm evreni birtakım enerji alanlarının ortamı olarak görebiliriz. Hareket ise enerji alanları arasında bir çeşit alış-veriş veya dalgalanma olarak açıklanabilir.
Aynı durum insanlar için de söz konusudur. Her insan bir enerji alanıdır. Her insan çevresi ile sürekli enerji alış-verişi yapmaktadır. Beslenmeden tutun da büyümeye, hatta düşünmeye kadar her eylemimizde bir enerji alış-verişi vardır. Fiziksel bedenin çevresinde de göze görünmeyen bir enerji alanı bulunmaktadır. Bu alan da çevredeki diğer enerji alanları ile etkileşir, titreşime girer ve rezonansa ulaşır. Bu olayı aynı titreşen bir diapazonun diğer bir diapazonu da titreştirmesine benzetebiliriz. İki diapazon aynı rezonans frekansına sahipse birine vurduğumuzda diğerinden de ses gelir. Fizik alemde etkileşmelerin zaman farkı ile oluştuğu inancı hakimdir. Kuantum kuramı içinse ‘zaman’ ölçülebilir bir büyüklük değildir. Mutlak zaman diye bir şey yoktur. Zaman her cismin bulunduğu uzay bölgesine ve hızına bağlı olarak değişen göreli bir kavramdır. Ancak zaman tamamen hayal ürünü de değildir. Sadece sürekli değişebilen yumuşak bir yapı olduğunu bilmek ve zamana fazlaca önem vermemek gerektiğini belirtmek istiyorum.
Önemli olan ‘an’dır. Her olayın oluştuğu an önemlidir. Bizler sürekli an içinde varlığımızı sürdürürüz. An kavramı ise noktaya benzer. Nasıl ki noktanın boyutu yoksa an’ın da boyutu yoktur. Zaman ise bir süre içerdiğinden çizgi gibidir. Nokta boyutsuz olup çizgi tek boyutlu bir yapıdır. Bunlar birbirine indirgenemez. Aynı şekilde zaman da an’a indirgenemez. Fakat an denilen noktasal zamanın sonsuzluğa açılabilen bir özelliği vardır. Diğer bir ifade ile, an içinde kalabilen insan zaman ötesi ilişkilere girebilir. Bu tür yerel olmayan ilişkileri Kuantum kuramı da kabul etmektedir. Kuantum Kuramı şu savı doğrulamıştır:
Eğer bir yapı başlangıçta bir bütün oluşturmuş ise, o yapıyı parçalasanız dahi parçalar arasında etkileşim yerel olmayan bir biçimde devam eder.
Bu ifadenin anlamı şudur. Bütün parçalarından fazladır. Bütünü oluşturan parçalar, bütünden ayrılsalar dahi bütünle etkileşmeye devam ederler. Parçalar bütünden tamamen bağımsız bir varlık sürdüremezler. Parçalar arası ve bütün ile parçalar arasında yerel olmayan bir etkileşim vardır. Parçalarda hem bütünü hatırlayan (asıl yapıyı unutmayan) özel bir bellek vardır hem de yeni dış etkilerden birbirlerini haberdar etme yeteneği vardır. Bu özel belleğin bir yansımasını “korunum” yasalarında görmekteyiz. Doğa varlığını korunum yasaları sayesinde sürdürür. Eğer korunum yasaları olmasa ne madde oluşur ne de düzgün hareket.
Bir örnek olarak dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü vereyim. Dünya güneş etrafında düzenli bir şekilde döner. Ne güneşin içine düşer ne de kopup uzayda kaybolur. Dünyanın dönüşünden oluşan ‘merkazkaç’ kuvveti ile güneşim çekim kuvveti her an dengededir. Ancak dünya bir daire boyunca dönmez bir elips boyunca döner ve güneş bu elipsin odak noktalarının birindedir. Bu nedenle dünyanın hızı değişkendir. Güneşe yaklaşırken hızlanır, uzaklaşırken yavaşlar. Nedeni ise açısal momentumun korunumudur. Eğer bu korunum yasası olmasa mevsimler bu kadar düzenli olmaz, dünya yörüngesinde kalamazdı. Korunum yasaları parçalar ile bütün arasındaki yerel olmayan ilişkinin devamını sağlarlar. Eğer bu parçalardan herhangi birine bir dış etki olursa bütün anında etkilenir ve bu dış etkiden haberdar olup kendini yeniden düzenler.
Evren de aynı şekilde bölünmez bir bütündür. Bizim uzayda ayrı birer nesne olarak gözlediğimiz yıldızlar, nebüla ve galaksiler belli bir dönemde bir arada bir ateş topu şeklinde bir bütün oluşturmakta idiler. Bu ateş topunun etrafa saçılıp genişlemesi sonucu bugünkü evren oluştuğuna dair görüşler ve işaretler vardır. Uzayda görünen her cismin bir ilk büyük patlamadan oluşmuş olduğu iddiası vardır. Bu görüşün bir sonucu da evrende her nesnenin diğer her nesne ile yerel olmayan bir iletişim içinde olduğudur. Her nesne aynı zamanda enerji olduğundan evrende bütünlüğü sağlayan evrensel enerjinin varlığından söz edilebilir.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
oretes güneş


Kayıt Tarihi: 27-Mayıs-2008 Gönderilenler: 171
|
| Gönderen: 08-Aralık-2008 Saat 11:39 |
|
|
|
Bu yazdıklarınızı okuyunca aklıma reiki ,kuantum ve kundalini enerjileri geldi. Bazıları bu tür kavramları yok sayıyor ama bilimsel çalışmalarda bunları kabul ediyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz reiki ve diğer enerjiler hakkında ? Çoğu insan reiki, kundalini çalışmaları yapıyor. İnisiye ediyorlar birilerini ve enerji alıp gönderiyorlar. Bilim adamı olarak bu konudaki yaklaşımınızı merak ediyorum.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Haber pluton


Kayıt Tarihi: 25-Kasım-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 5
|
| Gönderen: 08-Aralık-2008 Saat 17:34 |
|
|
|
sevgili oretes,
Bu aralar reiki ve kundalini hatta daha farklı enerjiler pek güncel ve pek kişi bunlardan etkileniyor. Bunu 3 tane nedeni var, sırayla:
1. Bazı kişler bu tür eğitimler uyumlamalar vererek bol para kazanıyorlar. O bakımdan bu tür çalışmaların reklamı da bol bol yapılıyor. hatta bazı kişiler ülke ülke gezip en pahalı otellerin salonlarını kiralıyorlar ve fahiş fiatlerla "workshop" denen uygulamalı eğitimler veriyorlar. Bence bu derece paraya dayalı eğitimler sadece insanları oylayan ve sunucuyu zengin eden, başkaca pek bir faydası dokunmayan girişimler.
2. Günümüzün insanı maddiyattan mutlu olamadı. Para ve maddeci yaklaşım insanın ruhsal yönünü ihmal ettiği için bir noktada kısır kaldı ve sonuçta stress arttı. Batı toplumlarında görülen depresyon olaylarını bu maddeci yaklaşımın sonucuna bağlıyorum. Mutsuz olan insanlar farklı bir çıkış aradılar ve aramaya devam ediyorlar. Onlara sunulan reiki ve benzeri mistik eğitimlere gitmeklerinin nedeni biraz da ruhsal enerjiye gereksinim duymaları ve maddiyattan kısa süre de uzaklaşıp bir miktar huzur bulnmaları. fakat, bu kısa süreli huzun onlarda uzun süreli bir ruhsal gelişmeye yol açmadığı için, eğitimdem workshopa koşup duruyorlar. Sonuç değişmiyor.
3. Özellikle bizim ülkemizde islam dinin katı kuralları şehirli eğitimli kadınların dinden büyük çapta soğumalarına neden oldu. Baş örtmek, namazda geride durmak, erkek ağırlıklı emir komutlara uymak ve hiç bir kadının imam yapılmadığı din yaklaşımı onların farklı mistik yollar aramalarına neden oldu. Karşılarına çıkan Hint ve uazakdoğu öğretileri daha çekici ve yumuşak geldi. Bu yüzden kadınlar reiki veya kundalini, brahma kumaris vs.. türünden öğretilere saldırdılar. Tarikatların eğitimi de onlara uygun düşmüyor.
Esas itibariyle durum bu. köy kökenli kadınlar ise tarikat türü eğitimlere daha sıcak bakıyorlar. Çünkü hala anaları ve babaları şeriyat boyutundan kurtulmuş değil. Onlar başlarını öreterek bir miktar özgürlük kazanıyorlar ve tarikatlara böylece gidebiliyorlar. Bu arada sınıf atlamış ve daha bir şehirleşmiş hissediyorlar.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Haber pluton


Kayıt Tarihi: 25-Kasım-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 5
|
| Gönderen: 08-Aralık-2008 Saat 17:59 |
|
|
|
Gelelim evrensel enerjinin olup olmadığına. Elbette ki var ama bu enerjileri kullanmak uzun süreli bir eğitim ve teslimiyet gerektiriyor. Öyle SIR kitabında yazıldığı gibi "iste olsun" şeklinde basit değil. Bu da yine kısa yoldan para kazanmak isteyenlerin propagandası.
Eskiden bir ömür boyu bu yolda kendini mistik enerjilere adamış insanlar vardı. Onların kültürü ve yaşam tarzları buna uygundu. Hindistanda hint fakiri denen kişiler bir ömür bu yolda bedenlerini ve ruhlarını eğitmek için gayret ediyorlar. Fakat oraya gidip birkaç günde vaya ayda üstad oldukalrını sananlar kendi ülkelerine döndüklerinde ya yazar oluyorlar veya eğitmen.
Eğer bana sorarsan, iyi niyetli olarak rıza, tevekkül, hoşgörü ve ahlaklı bir hayat sürersen zaten yolun yarısını aldın demektir. Yolun geri kalan yarısı ise iman ve teslimiyet gerektirir ki çalışan, sorumluluk altında olan kişilerin kolaylıkla yapabileceği bir şey değil. Ama, kendini sorgulayarak ve önyargılarını denetleyerek, inançlı bir şekilde yolda olmak en önemli karardır. Gerisi zamanla gelecektir.
sevgiler.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
isis Yönetici

Organizatör Editör
Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 945
|
| Gönderen: 09-Aralık-2008 Saat 22:47 |
|
|
|
Sevgili Haber'e tamamen katılıyorum. Yüzyıllardan beri herşey kullanıldığı gibi, insanların inanç ve duyguları da sömürülüyor. Oysaki bilge olmak sanıldığı kadar kolay değil. Bence de ilk önce, insan sevgi olmalı. Tüm olumsuz ve zararlı düşünçelerden kendini arındırmalı ve özellikle ego denilen canavarı durdurabilmeli. Ne derece doğru bilemiyorum. İnsan büyüdükçe küçülmesini bildiği zaman büyük insandır. Hoşgörülü, mütevazi, yardımsever, kabullenmeyi bilmeli, tüm dünyasal çıkarlardan uzak olmalı ve bir de bunlara bilgi eklenince gerisini sizler düşünün...
__________________ Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
Þ. T
|
| Yukarı Dön |
|
| |
MANAS satürn


Kayıt Tarihi: 30-Temmuz-2008 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 75
|
| Gönderen: 10-Aralık-2008 Saat 00:21 |
|
|
|
Teşekkür ederiz..
__________________ Hayat,Beyin ile Zihin arasında cerayan eder. Beynine hükmedebilen, Zihnine hakim olabilen bilinçli insan, hayatı istediği gibi yaşar. (Yeti Ürk)
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 17-Ekim-2009 Saat 15:50 |
|
|
|
| 2012'DE BÜYÜK BİR BİLİNÇ SIÇRAMASI OLACAK | |
|
|
Son birkaç yılda kişisel gelişim konusuyla ilgilenenlerin sayısında gözle görülür bir artış yaşanırken, bu alanda en büyük ilgiyi kuantum üzerine yapılan çalışmalar çekiyor. Artık hemen herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir şey var o da kendi düşüncelerimizin ve seçimlerimizin hayatımızın gidişatını önemli ölçüde etkilediği... Yani ’ne düşünürsek oyuz’. Kuantum fiziği de bu tezi sağlam temellere oturtuyor. İzmir ve İstanbul’da kurduğu Kuantum Eğitim Danışmanlık Merkezi’nde profesyonel kuantum koçluğu yapan ve bu işin eğitimini veren, ’Kuantum Sıçraması’, ’Kuantum Koçluk Programı’ ve ’Kuantum Diyarında Kelebekleri Özgürleştirmek’ adlı kitapların yazarı Nilda Ferhan Efeçınar, hayatını değiştiren kuantumu şimdi geniş kitlelere yaymaya çalışıyor. Ancak bu yayılma sandığımızdan daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyor o kadar ki Efeçınar’a göre çoklu evrenlerin varlığı kanıtlanırsa kuantum fiziği demode bile kalabilir. Efeçınar, takvim yaprakları 2011’leri gösterdiğindeyse insanlığın bir bilinç sıçraması yaşayacağını söylüyor.
Kuantum fiziğini, klasik fizikten ayıran farklar nelerdir? Klasik fizik, madde ve enerjiyi ayrı tutardı. 1930’larda kuantum araştırmaları Max Planck’ın ışığı incelenmesiyle başladı. Planck; ’foton kütlesiz bir enerjidir ve her kütlesiz enerji kütleli enerjinin formunu değiştirir’ dedi ki bu çok önemlidir. Yani düşüncelerimiz kütlesiz bir foton ve enerjidir. Bu enerji, kütleli olan kendi bedenlerimiz de dahil olmak üzere yaşantımızı değiştirebilecek güce sahip. Kuantum, ’madde diye bir şey yoktur, madde denilen her şey yoğunlaşmış enerjidir’ diyor. Klasik fizik ise insan zihninin evrenin şekillenmesinde hiçbir şekilde etkisinin olmadığını söylüyor. Buna göre evren bir saat gibi işler, belli bir mekaniği vardır, insanoğlu bu evrene gelir, yaşar ve gider. Kuantum fiziği ise bu evrenin şekillenmesinde ve yaşamın yönlenmesinde kuantum enerjinin çok büyük bir etkisi olduğunu söyler. En yoğun enerji de düşünce olarak adlandırdığımız insan zihnidir. Buna göre insanlar birçok seçenek arasından birini seçebiliyorlar ve onları yaşayabiliyorlar.
Kuantuma olan ilgi son yıllarda neden bu kadar arttı? Çünkü bugüne kadar daha kaderci bir zihniyet söz konusuydu. Düşünün, bir anda birileri ’Siz kendi hayatınızı kendiniz biçimlendiriyorsunuz’ demeye başladı. Uzun süre bir çatışma oldu, bunun altında yatan sebeplerden biri de din ve bilimin kavgası. Bugüne kadar gelişen materyalist sistemin tamamen karşıtı olan bir düşünce sistemi olduğundan ortaya çıkmasının geciktiğini düşünüyorum.
Bilim çok çabuk ilerliyor, kuantum fiziğinin bir adım sonrasından bahsetmek mümkün mü? Doğru, geçen yıl CERN’de yapılan deneyde bilim adamları ’Higgs bozonu’ parçacığını yani Tanrı zerreciğini arıyorlardı. Kuantum felsefesinin bir adım sonrası çoklu evrenler... Eğer Higgs parçacıklarının var olduğu kanıtlanırsa o zaman çoklu evrenlerden söz edebileceğiz. Kuantum fiziği der ki; ’bir sürü olasılık vardır, sen bunlardan birini seçer ve yaşarsın’. Yeni kuantum fiziği ise; ’hem su, hem kola hem de kahve içmek istiyorsan evrenlerden birinde su, birinde kahve, diğerinde de kola içersin’ diyor. Akıl karıştırıcı bir durum, paralel evrendeki kendimizden nasıl haberdar olacağız, belki de karadeliklerden bir geçiş olacak... Şu an bildiklerimizle bunlardan haberdar olunamıyor.
BİR ADIM SONRASI PARALEL EVRENLER 2012 yılında kıyamet kopacağına inananlar var. Kuantum düşünce sisteminde bunu nasıl yorumluyorsunuz? Kıyametten bahsediyorlar ama bu bildiğimiz anlamda değil. ’Kıyam etmek’ ayağa kalkmak, uyanmak, uyanış anlamına geliyor. Zaten bu süreç başladı. Evrende sadece biz yokuz, uzaylılar gibi farklı varlıklar da söz konusu ve belki de bu dönemde onlarla bağlantıya geçilecek. Beklenen ’kıyamet’ bu dünyanın yok olması değil, zihnin farklı bir algılayış modeline geçmesi şeklinde olacak. Maya takvimi 2011 yılında bitiyor. İşte tam o yıllarda büyük bir bilinç sıçraması olacak. Buna bir nevi ’aydınlanma çağı’ da diyebiliriz.
Peki, bu bilinç sıçramasını yapamayanları neler bekliyor? Ruhsal olarak sıkıntı çekeceklerini düşünüyorum. Çünkü onlar, korku ve endişe alanına inecek. Güven ve sevgi enerjisini yaşayan kişilerse, geçişi çok rahatlıkla yapabilecek. Zihnimizin daha yüksek potansiyelini kullanacağımız, aydınlık bir dönem başlayacak. Aslında böyle bir geçişin olacağı dönemi yaşayacağımız için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum.
KRİSTAL ÇOCUKLAR BİZİ GEÇİŞE HAZIRLIYOR Bir de kristal çocuklardan bahsediliyor, bu çocukların 2012 ile bağlantısı nedir? Kristal çocuklar, Indigo çocuklardan sonra gelen kuşak. Genetik ve düşünce olarak çok farklılar. Aslında onlar bizlere bir şeyler öğretmek, 2011-2012 yıllarında beklediğimiz geçiş alanına hazırlanmamız için geliyor. Beynimizin bazı bölgelerini kullanmadığımızdan kozmik alan bilgilerinin olduğu bölgeden o bilgileri henüz alamıyoruz. Ama bu çocuklarda bu yetenek var. Telekinezi, telepati gibi yeteneklere sahip bir gruptan bahsediyoruz.
Kirli zihinler kuantumla nasıl temizleniyor? Siz kuantum koçluğu da yapıyorsunuz, bu sistem nasıl çalışıyor? Kişiler aslında ne yapmaları gerektiğini bilinçaltı düzeyde bilir, ancak zihin bunu bilmez. Çünkü ego kafasını karıştırır. Zihin geçmişte yaşadığı deneyimlere göre olayları farklı olarak algılamaya meyillidir. Geneller, çarpıtır ya da bozar. ’Ne yapsam başarılı olamıyorum’, ’kimse beni sevmiyor’ vs. hepsi bir inanç sistemidir. Kuantum koçluğunda akıllıca sorularla kişinin asıl yaşadıklarını yüzeye çıkartırız. Sorularla bu kişilerin inanç sistemlerini ilk önce bilinç düzeyinde erozyona uğratıyoruz. Sonra diğer koçluklarda olmayan bir şey yapıyoruz ve bunu bilinçaltına yerleştiriyoruz. Bunun sonrasında insanlar kendi güçlerinin, yapabilirliklerinin farkına varıyor. Kuantum koçluğu çok hızlı ilerleyen bir sistem. 4 ana bölümden oluşuyor; öğrenci, yaşam, nefes ve kariyer koçluğu. Kariyer koçluğu; hem şirketlerin hem de şirket içi çalışanları ilgilendiriyor. Hedef; çalışanların şirketlerinin vizyonunu anlayabilmesi ve bu vizyona uyumlu olarak çalışabilmeleri. Her departman için farklı bir çalışma yapılması gerekiyor.
|
| Kaynak : Akşam | | (KİGEM-Mümin Sekman)
|
| Yukarı Dön |
|
| |
ashtar Yönetici


Kayıt Tarihi: 22-Şubat-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 600
|
| Gönderen: 07-Şubat-2010 Saat 19:06 |
|
|
|
http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=290
|
| Yukarı Dön |
|
| |
|
|