| Yazanlarda |
|
MaviMaya Moderatör

Kıdemli
Kayıt Tarihi: 31-Mart-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 189
|
| Gönderen: 19-Ocak-2009 Saat 12:30 |
|
|
|
BİR DENEY Bir laboratuarda deney yapılıyor. İçinde bir büyük ve çokça küçük balığın olduğu kocaman bir akvaryum konuyor.Haliyle, büyük olan acıktıkça küçükleri yiyor... Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor, böylece akvaryum ikiye ayrılıyor. Büyük balık bir tarafa küçük balıklar da diğer tarafa yerleştiriliyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapıyor. Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balık artık diğer tarafa geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor. Deneyin sonunda cam bölme kaldırılıyor. O da ne!!! Büyük balık küçükleri yemek için hiçbir hamle yapmıyor. Saatler geçtiği hâlde onları yemediği görülüyor. Buna psikolojide 'Öğrenilmiş Güçsüzlük' deniyor. İstatistiklere göre bir çocuk ergenlik yaşına gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne babasının, 'yapma; elleme, dokunma,' gibi sözlerini duyuyormuş. Böyle olunca da çocukta büyüyünce 'yapamama', 'edememe' özellikleri gelişiyor ve özgüvenini yitiriyor.
ZİHİNSEL GÜÇ İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle, 'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der. Baba; 'Ben de yorgunum oğlum'' der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile... Baba gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun tebessümü olabilir.'
Değnekten atınız hiç eksik olmasın.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 19-Ocak-2009 Saat 16:40 |
|
|
|
Teşekkürler sevgili MaviMaya,
Bir an ,şimdi 14 yaşında olan büyük kızımın bebekliğine geri döndüm.Gücünü aşan işlere bile başlarken asla müdahale istemez,her zaman :"Ben yapabilebilirim..."derdi.Ve ben her zaman onları, ben yanlarında yokmuşumcasına,kimseden fazla yardım istemeyecek,kendi işlerini görebilecek şekilde yetiştirmeye çalıştım. Her ne kadar sevgli anneanneleri bana onlara çok sorumluluk yüklediğimi empoze etmeye çalıştı ise de Sevgiyle...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 09-Mart-2009 Saat 16:25 |
|
|
|
Birgün mutlaka büyük bir adam olacaksın.
Öğrenecek, anlayacak, olgunlaşacaksın.
Çünkü hayata bunun için geldin.
Ama yavaş, ama hızlı; bol ya da hafif acılı.
Öğrenmen gerekenleri öğrendiğinde
Hayatın kendisi aynı kalsada
Senin hayatın değişecek.
Korkusuz olmak istiyorsun; olacaksın.
Sen bazan korkacak, bazan dimdik ayakta duracaksın.
Bilgiye açıldıkça korkularından sıyrılacaksın.
Ve nihayet birgün korkularını da
Sana öğrettikleri için seveceksin.
Hayat hep aynı kalsada senin hayatın değişecek.
O güne kadar zaman uzun,
Hayat sıkıcı, dertlerin büyük olacak.
Hayatın kendisi hep aynı kalsa da
Senin hayatın güzel olacak..
(A.Karakuş)
|
| Yukarı Dön |
|
| |
phbnn güneş

Kıdemli
Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 975
|
| Gönderen: 03-Nisan-2009 Saat 10:47 |
|
|
|
Sokaktan Mektup Var...
Ben, sokak çocuğu… Biliyorum, sizin
çocuğunuza benzemiyorum. Çocuğunuz gibi, akşamları döndüğüm bir evim
yok. Evin kapısından veya pencerelerinden bakıp yolumu bekleyen anne
gözlerinden yoksunum. Oturduğum bir baba kucağı da yok. Saçlarda
dolaşan baba ellerinin güvenini, yanaklara kondurulan anne öpücüğünün
sevgisini derseniz, hiç bilmem. Hem annesiz, hem babasız, hem de evsizim. Oysa
benim de bir evim vardı. O evde bir anne ve babam… Biliyorum ki her
anne gibi, annemde hamile kaldığında heyecanlanmıştır. Her anne gibi o
da umutlanmıştır. Doğacak ve onları sevindirecektim. Ama öyle olmadı. Hayatın
sert rüzgârları evimizi, anne ve babamı yaralayıp geçti. Artık ne
evimiz vardı, ne de anne ve babam… Evimiz ne kendini, ne de beni
koruyabildi. Ev olmayınca, aile dağılmışsa, anne-baba da, anne ve baba
olmaktan çıkıyorlar. Evden koptum. Koptum ve sokağa düştüm. Sokak evim oldu. Yirmi
dört saat sokaktayım. Anne kucağına koşmadan, baba elini öpmeden
günlerim geçiyor. Sokakta, köprü altlarında, parklarda uyuyor,
buralarda uyanıyorum. Gecenin karanlığında kimsesizliğe sarılarak
uyuyorum. Kaldırım taşları yastığımdır. Soğuklarla ve hastalıklarla
sarmaş dolaş büyüyorum. Ailesiz ve okulsuzum. Ne yanı başına
oturduğum bir soba, ne tuttuğum bir kalem, ne de güzel rüyalar çizdiğim
bir defterim var. Okşanmamış kirli saçlarım, yıkanmayı unutmuş vücudum,
açlık içinde küçülmüş midem ve yüreğimle sokaktayım. … Sokaklar… Ummadığınız
kadar soğuk, ummadığınız kadar katı, ummadığınız kadar zordur.
Sokaklarda ne evlerin sıcaklığı, ne de güveni var. Soğuk ve
güvensizler. Her sokak başında bir tehlike gizlidir. Sokağa düştünüz
mü, tehlike başlamış demektir. Bizi koruyan anne ve babalardan
yoksun olduğumuzdan, kendimizi tehlikelerden korumak için gruplar
oluşturur, böylece kendimizi güvene alırız. Grupların da kuralları
vardır. Bunları çiğnemek gruptan çıkarılmak demektir; gruptan
çıkarılmaksa, hayattan düşmek gibidir. Zayıf bedenlerimizle ve
güçsüz kollarımızla sokağın zorluklarına direnmek için, uçucu maddelere
sığınıyoruz. Acılara karşı hissizleşmek için... Utanma duygumuzu da
yitirdiğimizden dilenciliğimiz saldırganlığa dönüşüyor. Belki de bu,
duyarsızlığa olan bıçkın tepkimizdir. Hayır, sokakta yaşamayı/sokak çocuğu olmayı biz tercih etmedik. Sokağa gelmedik, sokağa düştük!.. İlk önce evimizi yitirdik, sonra anne ve babamızı… Anne ve babamız ya öldüler, ya ayrıldılar veya bize bakamayacak kadar yoksul düştüler. Ne okuyabildik, ne de karnımızı doyurabildik. Bir de baktık ki, sokağa düşmüşüz. Kim ister sokağa düşmeyi?! Bir çocuk, anne kucağından başka, güven veren baba gözünden gayrı ne ister? Hayır,
bir sokak çocuğu olan ben, sokak çocukları olan arkadaşlarım, bizler
sokağı sevmiyoruz. Hepimiz sıcak bir ev, huzur veren/çok şey öğreten
yerler ve gözler istiyoruz. Sokakta yaşayarak, sokakta kötü bir
hayatı devam ettirerek kendimizi öldürüyoruz. Ve biliyoruz ki, biz
böyle ölmeye devam edersek, siz de öleceksiniz. Çünkü bizim
sayemizde(!) sokaklar yaşanmaz bir hâl alacak.. ve adım atamayacaksınız
oralara… … Biz, sokak çocukları… Huzurunuzu kaçırıyorken
huzurumuz kaçıyor. Çocukça yüreğimizle biz bile bunun böyle
gitmeyeceğini hissediyoruz. Sanki, kalbi güzel insanlar bir gün gelecek
ve yüreklerini bize açacaklar… Güzel bir rüya görüyoruz. Öyle
inanıyoruz ki, bir gün, birer birer alınacağız buralardan. Bizim de
evlerimiz olacak. Sonra gittiğimiz okullar… Sıcak ve temiz yataklar
açılacak bize. Şefkatli anne gözleri okşayacak bizleri. Sevileceğiz,
doyurulacağız. Midelerimiz ve kalblerimiz bayram edecek. Zihinlerimiz
iyi ve güzel bilgilerle süslenecek. Beni, sokak çocuklarını bu
güzel rüya ayakta tutuyor. Bizi yaşatan böyle bir umuttur. Üzense, bize
kötü bir gözle bakılmasıdır. Bizlere iğrenç bir şeye bakar gibi
bakılması, pis bir şeye dokunur gibi dokunulması, canımızı daha da
acıtıyor. Dönüp baktığımızda bir anne görmek, kendimizi bırakacağımız bir baba kucağı bulmak hayali içinde savrulmak kalıyor bize. Bilmem, farkında mısınız?!.
Nihat DAĞLI
__________________ BNN !
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 04-Mayıs-2009 Saat 09:32 |
|
|
|
Bir gün bir çiftçiyle oğlu çiftlikte günlük işlerini yaparken sahipsiz bir at çıkagelmiş. Adam atın üzerinde herhangi bir damga görememiş. Atı önlerine katmışlar. Onlarda kendi atlarıyla atı takip etmeye başlamışlar.
At çiftlik çıkışında bir yola sapmış ve bir süre gitmiş. Sonra yandaki gölü görmüş ve su içmek için yoldan çıkmış. Su içmeyi bitirince çiftçi onu tekrar yola çıkarmış. Bir süre daha gittikten sonra bu sefer atın karnı acıkmış ve çimenlik bir yere gitmiş. Karnı doyunca çiftçi onu tekrar yola çıkarmış.
Bu şekilde at birkaç kez daha yoldan çıkmış. Her seferinde çiftçi onu yola çıkarmış. Sonunda akşamüstü bir çitliğe gelmişler.
Çiftliğin sahibi yanlarına gelmiş ve şaşkınlıkla şöyle demiş:
‘Bu benim atım inanamıyorum. Peki bu atın bana ait olduğunu nasıl anladınız?’ Atı getiren çiftçi , atın sahibine şöyle demiş:
‘Ben bulmadım. Att kendisi buldu. Benim tek yaptığım onu yolunda tutmaktı.’
Çocuklarımızın veya birlikte çalıştığımız insanların hedeflerine ulaşmalarını önleyen en büyük engel, sürekli bizim onlara karışmamız ve onların yerine kararlar vermemizdir.
Yapmamız gereken onlara güvenmek, sorumluluk üstlenmelerini sağlamak ve doğru yolu göstermektir.
Bundan sonrası tamamen onların sorumluluğunda olmalıdır.
ÇOCUKLARINIZI KOLUNDAN TUTMAYIN, YOLDA TUTUN
Hayvanlar Dünyasından Örneklerle Kişisel Gelişim Öyküleri
Yakamoz Gelişim
Oğuz Saygın
|
| Yukarı Dön |
|
| |
azade Yönetici

Forum Müdavimi
Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 673
|
| Gönderen: 04-Mayıs-2009 Saat 14:37 |
|
|
|
Zayıf bedenlerimizle ve
güçsüz kollarımızla sokağın zorluklarına direnmek için, uçucu maddelere
sığınıyoruz. Acılara karşı hissizleşmek için... Utanma duygumuzu da
yitirdiğimizden dilenciliğimiz saldırganlığa dönüşüyor. Belki de bu,
duyarsızlığa olan bıçkın tepkimizdir. Hayır, sokakta yaşamayı/sokak çocuğu olmayı biz tercih etmedik. Sokağa gelmedik, sokağa düştük!..
Yıllardır süren bu kadar çok dernek çalışmalarına rağmen çare bulunamıyan sosyal bir yarayı çok iyi etmiş aktarmışın sevgili bnn... Ne yazıkki insanların dernek veya vakıflara olan güveni sarsılmış durumda, bir takım yolsuzluklar usulsüzlükler yüzünden kurunun yanında yaş da yanıyor misali. Güvenler sarsılıyor ister istemez... 
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 05-Haziran-2009 Saat 12:58 |
|
|
|
Birçok yetişkin, küçük çocuklarıyla konuşurken rol yapar. Komik sesler çıkarır.Güya çocuğun seviyesine inerler. Çocuğa kendileriyle eşit biriymiş gibi yaklaşmazlar. Şimdilik ondan daha fazla bildiğiniz ya da büyük olduğunuz gerçeği, çocuğun sizle eşit olmadığı anlamına gelmez. Yetişkinlerin çoğu, hayatlarının belli bir noktasında kendilerini en evrensel rollerden biri olarak ebeveyn konumunda bulurlar.
En önemli soru şudur:
Bir ebeveyn olma fonksiyonunu, rolün kendisi haline gelmeden yeterince iyi bir şekilde yerine getirebilir misiniz?
Ama bir ebeveyn olmak kimlik haline geldiğinde, bütün benlik duygunuzun ondan kaynaklandığını hissettiğinizde, fonksiyon hemen aşırı vurgulanır, abartılır ve sizi kontrol altına alır.
... Kendini ebeveynlik rolüyle tanımlayan bir anne ya da baba, çocukları sayesinde kendilerini daha bütün hissetmeğe de çalışabilirler.
Eğer ebeveynin çocuklarını kullanma eğiliminin ardında yatan bilinçsiz varsayımlar ve motivasyonlar sese dökülüp bilinçli hale getirilebilseydi, muhtemelen şöyle derlerdi:
" -Benim asla başaramadığım şeyi senin başarmanı istiyorum.
-Dünyanın gözünde biri olmanı istiyorum ki ben de senin sayende biri olabileyim.
-Beni hayal kırıklığına uğratma.
-Senin için çok büyük fedakarlıklar yaptım.
-Sana kendini huzursuz ve suçlu hissettiriyorum ki sonunda benim isteklerimi yerine getirebilesin.
-Senin için herşeyin en iyisini ben bilirim.
-Seni seviyorum ve senin için doğru olduğuna inandığım şeyleri yapmaya devam edersen, ben de seni sevmeye devam edeceğim."
Bilinçaltı motivasyonlarınızı bilinçli hale getirdiğinizde, aniden ne kadar saçma olduklarını görürsünüz.
Konuştuğum bazı ebeveynler şöyle demişlerdi: "Tanrım, yaptığım şey bu muydu? "
Ne yaptığınızı anladığınızda ne kadar boşuna olduğunu da anlarsınız.
(ECHART TOLLE- Ebeveynlik Rol mü, Fonksiyon mu?)
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 28-Temmuz-2009 Saat 01:10 |
|
|
|
Eğer küçük çocuklarınız varsa , onlara elinizden geldiğince
yardım edin, yol gösterin ve koruyun ama daha da önemlisi,
onlara kendileri olma fırastı tanıyın.
Bu dünyayaya sizin aracılığınızla gelmiş olmaları, size ait
oldukları anlamına gelmez.
"Senin için neyin en iyiysi olduğunu ben biliyorum"
çok küçük oldukları dönemlerde doğru olabilir ama
yaşları büyüdükçe bu doğruluk azalır.
Hayatlarının gidişatıyla ilgili onlardan ne kadar beklentiniz
olursa, onlarla birlikte olmaktan ziyade kendi zihninizin
içinde olursunuz.
Zaman içinde hatalar yapacaklardır ve bu yüzden bazı
acılara katlanmak zorunda kalacaklardır.
Bu herkes için geçerlidir. Aslında, yaptıkları hata
sadece size göre hata olabilir. Size göre hata olan bir şey
çocuklarınızın yapmaya ya da deneyimlemeye ihtiyaç
duydukları şey olabilir. Onların hata yapmalarına
izin vermek gerektiğini de unutmayın.
Onları bütün acılardan uzak tutabilseydiniz harika olmaz mıydı?
Hayır, kesinlikle olmazdı.
O zaman insan olarak gelişemezlerdi ve sığ kendi biçimsel
kimlikleriyle kalırlardı.
(E.Tolle - Bilinçli Acı)
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 09-Kasım-2009 Saat 11:39 |
|
|
|
Çocuklarınızı iyi yetiştirin. Doğruları söyletin.
Canı istemediği için çalışmadığında elektrikler kesikti demesin.
Vazoyu kim kırdı dediğinizde ben kırdım diyebilsin. Sorumluluk almayı öğretin.
Sadece kendi üzerine düşeni yapıp kenara çekilmemesi gerektiğini; her zaman her yerde her şeyden sorumlu olduğunu öğretin.
Birini ezmeden de yukarılara çıkabileceğini hatta bazen yukarılar denilen şeyin çıkılmasada olur bir yer olduğunu öğretin.
Kızlarınızı iyi yetiştirin. Kendi kendilerine yetmeyi öğretin.
Namuslu olmanın yürekten gectiğini öğretin.
Evden çıkar çıkmaz ilk köşede eteğinin boyunu kısaltmasına gerek olmadığını öğretin.
İstediğini giymeyi öğretin. İnsanın ahlakının sadece kendi beyninde olduğunu öğretin.
Kıskanılmanın sevilmeyle aynı olmadığını öğretin.
Kıskanılmanın güzel, saygısızlığın kötü olduğunu öğretin.
Beni çok kıskanır, dışarı çıkarmaz, şunu bunu giydirmez diyen adamla gurur duymamayı bunun aslında kendine hakaret olduğunu öğretin.
Arayıp neredesin; kiminlesin vs. diyen adama seni tanımadan önce nasıl davranacağımı bilmiyor muydum haddini bil demeyi öğretin.
Eşlerini aldatan erkeklerin yanındaki ikinci kadın olmamayı öğretin.
Erkeklerle sadece arkadaş olunabileceğini çünkü onlarında sadece insan olduklarını öğretin.
Oğullarınızı iyi yetiştirin. Karşı cinse saygı duymayı öğretin.
Gece yarısı evine dönen kadının aranmadığını öğretin.
Bir kadının omzuna arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin.
Dokunmaktan korkmamasını öğretin.
Sevmenin değer verme olduğunu öğretin.
Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin.
Bütün gençliğini birileriyle beraber olmaya çalışarak geçirdikten sonra kimseyle beraber olmamış birini bulup evlenmeye çalışmanın ikiyüzlülük olduğunu öğretin.
Bulunmaz Hint kumaşı olmadıklarını; olsalar bile burun silinen mendillerin de kumaştan yapıldığını; hiç kimseyi küçük görmemeyi öğretin.
AMA ÖNCE KENDİ İÇİNİZDEKİ ÇOCUĞA ÖĞRETİN...
(Teşekkürler sevgili Kadir Ok )
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 23-Aralık-2009 Saat 18:52 |
|
|
|
ÇOCUK'TAN ANA BABA'YA ÖĞÜTLER
Bana her istediğimi verme. Bazen yalnızca neler koparabileceğimi görmek için isterim.
Emredip durma. Emretmek yerine tavsiye edersen daha çabuk yaparım.
Benden neler istediğine dair fikrini değiştirip durma. Bir karar ver ve ona sadık kal.
Sözünü tut. İyi de kötü de olsa tut. Bir ödül söz verdiysen onu alayım. Ceza ise vaad ettiğin, onu da uygula.
Beni başkalarıyla karşılaştırma. Hele kardeşlerimle asla. Benim daha iyi ve akıllı olduğumu söylersen öbürü alınır. Kötü ve aptal olduğumu söylersen ben incinirim.
Bırak kendim başarabildiğim kadar yapayım. Ancak bu şekilde öğrenebilirim. Benim için herşeyi sen yaparsan kendim için hiçbir şey yapmayı öğrenemem.
Hatalarımı başkasının yanında düzeltme. Yanımızda kimse yokken anlat bana doğruları.
Bana bağırma. O zaman benim de içimden bağırmak geliyor. Halbuki ben bağırmak istemiyorum.
Benim önümde yalan söyleme ve seni kurtarmak için yalanlarına katılmamı bekleme. Bu sana yardım gibi gözükse de ben kendimi aşağılanmış hissediyorum.
Yanlış bir iş yaptığımda bana niçin yaptığımı sorup durma. Bazan bilmiyorumdur.
Midem ağrıyor dediğimde pek aldırma. Hastalığım yapmak istemediğim işler veya gitmek istemediğim yerlerden kıvırtmak için numara olabilir.
Yanıldığın zaman hatanı kabul et. Senin hakkındaki düşüncelerimi zedelemez. Benim de hatalarımı kabul etmemi kolaylaştırır.
Bana arkadaşlarına davrandığın gibi davran. O zaman seninle arkadaş olabiliriz. İnsanlar akraba diye birbirlerine nazik olamaz değiller ya.
 
|
| Yukarı Dön |
|
| |
[UK] merkür


Kayıt Tarihi: 13-Aralık-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 17
|
| Gönderen: 23-Aralık-2009 Saat 19:44 |
|
|
|
Arkadaşlar, Rufyard KIPPLING ' ten çok hoşuma giden bir şiir.Bu şiiri 1980 yılında okudugumda, çok etkilenmiştim.29 senedir ,her okuyuşumda aynı heyecanı yaşıyorum. Bir çoğunuz okumuştur mutlaka. Bu başlığa çok yakışacağını düşünüyorum.
En içten saygılarımla.
Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen, ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; ve kaybedip yeniden başlayabilir ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası
sen bir İNSAN olursun oğlum...
__________________ Silence deep
|
| Yukarı Dön |
|
| |
[UK] merkür


Kayıt Tarihi: 13-Aralık-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 17
|
| Gönderen: 23-Aralık-2009 Saat 19:45 |
|
|
|
Rudyard olacaktı, özürrr, ilk mesaj heyecanından olmalı
__________________ Silence deep
|
| Yukarı Dön |
|
| |
phbnn güneş

Kıdemli
Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 975
|
| Gönderen: 23-Aralık-2009 Saat 20:59 |
|
|
|
İLK Olsun bir harf yanlış olsun amma bizim olsun ... Çok Harikaymış... HoŞGeLDiN CaNıM BeNiM...... 
__________________ BNN !
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 30-Ocak-2010 Saat 12:50 |
|
|
|
ÇOCUKLARINIZ
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhları yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
Halil Cibran
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 06-Şubat-2010 Saat 02:19 |
|
|
|
|
Hayatın Ortağı Olmak…
Günümüzün ''ergen dünyası'' nı, bu dünyada geçerli olan ''ergen kültürü'' nü anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak ''günümüz ergenleri” ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.
Yeni ''ergen kültürü'' nün özellikleri içindeki;
- Hedef seçememe,
- Geleceğini planlayamama,
- Sorumluluk almak istememe,
- Kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma,
- Çaba harcamadan elde etmek isteme,
Gibi özellikleri nasıl açıklamalıyız
En önemli etkenler arasında ''sahip olma, elde etme ve kullanma'' ile bunları yapabilmek için''çalışmak ve kazanmak gereği'‘ arasındaki bağı kopartan ''tüketim toplumu ideolojisi'' dir.
• Bu ideoloji, henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere:
• ''kredi kartı'' vermekte,
• ''cep telefonları” olmasının normal olduğunu söylemekte,
• ''otomobil kullanarak özgürleşme'' yi önermektedir.
Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine,bütün bunları sağlamanın anne babalarının görevi olduğunu düşünmekte, bunların ''kendi hakları olduğunu'‘ öne sürmektedirler.
Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de''tüketim toplumunun ideolojisi'' ile buluşmaktadır.
''Çocukların aşırı korunmasının, ailenin görevi olduğu''na ilişkin yaygın tutum ile ''çocuklarla gurur duyma isteği'‘. Bu iki özellik de çocukların ''yaşam standartları”na ailelerin- kimi zaman- ekonomilerinin üstüne de çıksa destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.
Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:
• Biz (ya da ben) çocuklarımız için yaşıyoruz.
• Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.
• Biz çok sıkıntı çektik, onlar bu sıkıntıları çekmesin istiyoruz.
• İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar.
• Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.
• Biz gençliğimizi yaşamadık, onlar doya doya yaşasınlar.
• Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor.
• Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.
• Hiç sıkıntıya gelemiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.
• Her istediğini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.
• Çok iyi çocuktur, ama arkadaşlarına uyuyor.
• Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.
• Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.
Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır
Bu sözlerin oluşturduğu merdiven basamak, basamak çıkılmaktadır.
Sonuçta erişilen yer de hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer olmaktadır.
NEDEN?, NEDEN?, NEDEN?,
*Çocuklarımızı hayatımızın ortağı değil, refahımızın ortağı yapıyoruz da ondan.*
• Neden ''hayatlarınızı çocuklarınıza adıyorsunuz?”
• Neden ''çocuklarınız için yaşıyorsunuz?”
• Neden çocuklarınıza ''istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz? '‘
• Neden çocuklarınıza ''hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri'' için yükümlülük duyuyorsunuz?
• Neden çocuklarınıza ''sorumluluk vermiyorsunuz?
•
''Şimdi almıyorlar, çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız. Neden çocuklarınızı, “yaptıkları yanlışlıkların sonuçlarıyla karşılaştırmıyorsunuz? ''
Bu durumda, çocuklar ve gençler ''ailelerin onları her koşulda koruyacağını'' biliyor.
Çocuklar ve gençler, kendileri hiçbir şey yapmasa da,ailelerin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyor.
Çocuklar ve gençler, geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyor.
Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereğini duymuyor.
Yapılması gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı?
Lütfen, biraz düşünür müsünüz?
Çocuklarımızı, refahımızın ortağı değil, Hayatımızın ortağı yapalım.
Çocuklarımızı Hayatımızın Ortağı yapalım. |
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 29-Mayıs-2010 Saat 17:53 |
|
|
|
Az önce Pakize Suda'nın yazısından bir parça okudum. Pakize Hn. 'ı okurken sanki kendim yazmışım hissine kapıldığımdan bayıldım 
Aslında bu yazıyı Kadın Olmak başlığına mı ekleyeyim diye epeyi düşündüm ama bu başlığa eklemeye karar verdim.
Kadın olmak sadece sevgili, eş hatta anne olmak değildir malum; kayınvalideler de kadındır
Son zamanlarda filimlerde, dizilerde hep gelinler yüceltilip kayınvalideler yerden yere vurulunca " yahu bu nasıl iş, dünya tersine döndü. Gelin olunacak zamanda gelin, kayınvalide olunacak zamanda kayınvalide olamadık diye hayıflanırken, aşağıdaki yazı elime geçti
Uzatmayayım.. Bakın Sevgili Pakize Suda ne diyor 
Yeni evli ama çok genç olmayan bir çift ve bir anne... Erkeğin annesi... Anneler Günü nedeniyle kahve içmeye çıkartılmış. Elindeki, içinde hediye paketinin olduğu poşeti nereye koyacağını bilemiyor. Bir yandan da oğlundan aldığı eski Anneler Günü “hediye”lerinden söz ediyor... Bahçeden toplanmış papatyalardan, üzerine sevgi sözcükleri yazılmış küçük kâğıtlardan.
Şişman, sevimli, neşeli.
Gelinse zayıf, gergin, asık suratlı. Arada soğuk soğuk gülümsüyor sadece.
Oğul-koca sessizce denizi seyrediyor.
Genç kadın huzursuz... “Nereye bakıyorsun?” diye soruyor kocasına. Erkek “Hiç” diyor şaşkın, korkmuş...
Bu genç kadın da ileride kaynanasına dönüşecektir herhalde. Yani inşallah.
Hatta keşke bir mucize olsa bütün genç kadınlar erkenden kurtulsalar o her daim içinde bulundukları gerginlikten... Sevimli olmak için yaşlanmayı beklemeseler...
Yahu ben Pakize'yi boşuna sevmiyorum, hislerime tercüman oluyor bu hanım Bir de kayınvalidler eğitimli, bakımlı ve de oğluna özgürlük tanımayı başaran aydın bir hanımsa ... valla gelin olmak zor
Sevgili isis'in "Kıskançlık alevinde yanmak" konusunu bir kez daha okuyayım  
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 18-Temmuz-2010 Saat 19:06 |
|
|
|
Konumuz California'daki Pacific Palisades adlı okul.. Burada okuyan çocukların velileri, bütün okulu ve öğretmenleri dava ediyor, çünkü bütün dönem boyunca 15 ile 30 gün arasında devamsızlık yaptıkları halde çocuklarının derslerden kalmalarını kabul etmiyorlar.. Velilerin neredeyse tehdide varan itirazlarıyla baş edemeyen okul yönetimi, en sonunda telesekreter mesajını aşağıdaki şekilde değiştiriyor, ve "YILIN TELESEKRETER MESAJI" ödülünü kazanıyor.
"Merhaba! Pacific Palisades'e hoşgeldiniz. Bu bir otomatik mesajdır. Lütfen seçenekleri tek tek dinleyerek istediğiniz departmanla ilgili tuşa basınız.
Çocuğunuzun neden devamsızlık yaptığı konusunda yalan söylemek için 1'e Çocuğunuzun neden ödevlerini yapmadığı konusunda yalan söylemek için 2'ye Bizim hangi konularda işe yaramadığımızı belirtmek için 3'e Evinize gönderilen ve alıcı imzanız üzerinde olduğu halde almadığınızı iddia ettiğiniz uyarı mektupları için 4'e Müdür ve diğer yetkililere küfür etmek için 5'e Çocuğunuzu her sabah en az 10 dakika bekleyen okul otobüsü hakkındaki şikayetleriniz için 6'ya Süper kabiliyetli mükemmel çocuğunuzun beceriksiz öğretmeninden yakınmak için 7'ye Bıraksanız bütün okulu yiyecek çocuğunuzun yetersiz bulduğu okul menüsünden şikayet etmek için 8'e basınız Çocuğunuzun gerçek bir dünyada yasadığının farkındaysanız ve sorumluluk almayı öğrenmesini istiyorsanız, bunun için de ona verilen ödevleri zamanında ve tam olarak yapmasının çok önemli olduğuna inanıyorsanız, ayrıca eğitimin ilk önce ailede başladığının bilincindeyseniz, artık telefonu kapatabilirsiniz.. iyi günler dileğiyle.

|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 19-Ağustos-2010 Saat 11:41 |
|
|
|
Sevgili babaların özellikle genç babaların dikkatine 
Babalara Nasihat: Çocukların hatalarını kabul edebilmek
Baba olmanın en zor yanlarından biri de çocukların hatalarını kabul edebilmeyi öğrenmektir. Çocuklar hiç hata yapmasaydı seven, destekleyen ve yardımsever bir baba olmak elbette çok kolay olurdu, ancak dikkatli babalar çocuklarının hayatında hatasız bir dönemin neredeyse hiç olmadığının farkındadırlar.
Çocukların hata yapmaları konusunu açıklığa kavuşturalım: Sabah uyandığında kollarını kavuşturup “acaba bugün babamı delirtmek için ne yapabilirim” diye düşünen bir çocuk yoktur. Çocuklar hata yapmaktan hoşlanmaz ya da isteyerek hata yapmazlar. Hata yapmak onlar için dünyayı öğrenme yollarından biridir sadece.
Çocuklar genellikle ellerinden gelenin en iyisini yaparlar, ancak sadece o anda sahip oldukları kaynaklar çerçevesinde en iyisini yaparlar. Bazen yorgundurlar, bazen kolayca dikkatleri dağılır ve bazen de çok inatçı olurlar, ama genellikle ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar. Daha önce ne yaptıklarına bakarak çocukları yargılamak kolaydır.
Çocuklar hata yaptığında, babaların elinde bazı seçenekler mevcuttur. Babalar yaptıkları seçimlerle çocukların savunmacı ve yalan söyleyen çocuklara dönüşmesine yardımcı olabilirler… Ya da yaptıkları seçimlerle, çocuklarına hatalarından ders almayı ve hata yaptıkları konularda kendilerini geliştirmeyi öğrenmelerine yardımcı olabilirler.
Çocuklar hata yaptığında cezalandırılmaktan ya da daha az sevileceğinden korkarlarsa hatalarını gizlemeyi öğrenirler. Bu çocuklar iki farklı yerde yaşarlar, bunlardan biri babalarından (ve annelerinden) sevgi ve destek gördükleri bir yer, diğeri de hataları anlaşılırsa bu sevgiyi hak etmeyeceklerini zannettikleri yer. Bu çocukların anne-babanın sevgi ve desteğini tam olarak kabul etmesi zordur. Ayrıca bu çocuklar başarısız olmaktan korktukları için kendilerine hedef olarak yüksek standartlar belirlemezler.
Hatalarından ders alan ve hata yapmaktan korkmayan çocuklar yetiştirmek için babaların yapabileceği bazı şeyler:
Çocukların ellerinden gelenin en iyisini yaptıkları ve hataların kabul edildiği bir ortamda yaşamaları durumunda hatalarından ders çıkarmayı çok daha hızlı öğrenecekleri gerçeğini kesin olarak kabul edin.
Çocukların hataları karşısında yaşadığınız zorlukların, kendi hatalarınızla baş etmekte yaşadığınız zorlukların bir yansıması olduğunu unutmayın. Bu gerçeğin farkına varın ve öncelikle kendi sorunlarınızı çözümleyin.
“Bunu nasıl yapabildin?”, “Beni dinlemiyorsun!”, “Daha iyisini yapabilirdin”, “Senin derdin ne?”…. Çocuklarımıza bu gibi utanmalarına neden olacak mesajları kolaylıkla verebiliriz. Ancak bu mesajlar çocuklara çok büyük zararlar verebilir ve kendilerini değersiz hissetmelerine neden olabilir.
Çocuklara deneyerek öğrenme olanakları sunmaya devam edin, ancak ortamlarını çok fazla hata yapamayacakları biçimde düzenleyin. Örneğin evin her tarafında pahalı kristal eşyalar koyarsanız, çocuklar bunları kırabilir ve bu onların hatası değildir.
Kendi hatalarınız karşısında verdiğiniz tepkilerle çocuklarınıza model olun. Siz savunmacı ve gerçeği çarpıtan bir kişi misiniz yoksa hatasını “sahiplenen” ve bundan bir şeyler öğrenen bir kişi mi? Hatalardan ders almaya dayanan bir “kültür” oluşturun.
Çocuklarımıza hepimizin yaptığı hatalardan bir şeyler öğrenmelerine izin verecek sabrı göstermek için sadece bir şansımız var. Siz de bu konuda daha iyisini başarma fırsatına şu anda sahipsiniz:
Çocuklarınıza ihtiyaç duydukları ve hak ettikleri özgürlüğü tanıyın.

|
| Yukarı Dön |
|
| |
|
|